Create a free blog, web site, photo album, guestbook, earn money, share things with your friends!
Login | Sign Up 
SOSYOLOG GÖKHAN ÜZÜM'ün sitesine hoş geldiniz!
DİZLERİM ÜZERİNDE YAŞAMAKTANSA AYAKLARIMIN ÜSTÜNDE ÖLÜRÜM.

SOSYAL PSİKOLOJİ VE GRUP ÇALIªMALARININ ORTAYA ÇIKIªI


Sosyal Psikolojinin ortaya çıkışı Psikolojinin kuruluºuyla aynı yıllara rastlar. Psikolojinin kurucuları olan ve deneysel
yöntemi benimsemiº olan William JAMES ve Wilhelm WUNDT psikolojinin araştırma birimi olarak bireyi kabul etmiºlerdir.
Onlardan sonra gelen ALLPORT ve THORNDIKE deneysel görüºü daha da ileri götürerek psikolojinin fen bilimlerine benzemesi
gerektiğini savunmuşlardır. Dil, toplum gibi kavramların deneysel yöntemlerle açıklanmasının mümkün olmaması, ilk sosyal
psikologların düştüğü en büyük yanlıştır. ALLPORT ve McDOUGAL gibi ilk psikoloji kökenli sosyal psikologlar grupları bireyden
hareketle açıklamaya çalışırken, SIMMEL ve LeBON gibi sosyoloji kökenli sosyal psikologlar grubun bireylerin toplamından farklı
olduğunu savunmuº ve grupları toplumdan hareketle açıklamaya çalışmışlardır. Fakat sosyologların konuyu toplum açısından
ele almaları psikologlar tarafından hoº karşılanmamış ve LeBON'un “topluluk beyni” kavramı (insan topluluklarının
bireylerinkinden farklı kollektif bir zihni olduğu) gibi sosyolojik kavramlar kabul görmemiºtir.
İlk sosyoloji araştırmalarının konusu insanların grup içerisinde performanslarının nasıl etkilendiği olmuºtur. Bu
çalışmalar sonucunda ortaya iki önemli kavram çıkmıştır:
Toplumsal kolaylaştırma: İnsanların grup içerisinde tek başına olduğundan daha verimli çalışması ki bunun sebebi diğer
bireylere kendini kanıtlama isteği ve benzer kiºilerle bir arada bulunmanın verdiği rahatlıktır.
Toplumsal kaytarma: İnsanların grup içerisinde tek başına olduğundan daha az çaba göstermesi ki bunun sebebi de
sorumluluğun paylaşılması sebebiyle herkese daha az iº düºmesidir (Ör: Halat çekme oyunu)
I. DÜNYA SAVAªI SONRASI
İlk grup çalışmaları I. Dünya Savaşı'ndan sonra Amerika'da yapılmıştır. Çeºitli etnik grupların kendi içlerindeki iliºkileri
ve diğer etnik gruplara karşı tutumlarını ölçme amacı taşıyan bu çalışmalar sayesinde günümüzde de kullanılan LİKERT tutum
ölçeği ve SOSYOMETRİ tekniği geliºtirilmiºtir. Bu dönemde sosyal psikoloj çalışmalarına büyük ödenekler ayrılmış, özellikle
iºyerinde verimliliği araştıran çalışmalarla, verimin sadece çalışanlara ödenen para ve çalışma ortamına değil, çalışma yerinde
ortaya çıkan gruplara da bağlı olduğu anlaşılmıştır.
2. DÜNYA SAVAªI ÖNCESİ
Alman Yahudisi Kurt LEWIN'in 1930'larda kaçarak Amerika'ya gelmesi ve orada grup dinamiği merkezini kurması bu
döneme rastlar. Bu dönemde özellikle grup birlikteliğinin nedenleri ve sonuçları, liderlerin iºlevleri, liderlik türleri, liderlerin
görevleri gibi çalışmalar ideolojik yönleriyle araştırılmıştır. Fakat bu çalışmalar yanlı ve politik yürütüldüğü için güvenirlikleri
yeterli düzeyde değildi. Bu dönemde ortaya çıkan en önemli kavram Muzaffer ŞERİF'in otokinetik etki (zifiri karanlıkta bir ışık
noktasının sabit olduğu halde hareket ediyormuº gibi görünmesi) araştırmasıyla ilgilenilmeye baºlanan grup normu kavramıdır.
2. DÜNYA SAVAªI SONRASI
Bu dönemde grup araştırmalarında patlama gerçekleºmiºtir. Savaºtan dönen askerler devlet desteğiyle üniversitelere
devam etmiº ve ortaya çıkan uyum sorunları ve bu kiºilerin yaşadıkları problemler bu çalışmaların artmasına neden olmuºtur.
Özellikle 50'lerin sonunda ortaya çıkan Doğu-Batı bloklaşması sonucu yardımlaşma ve çatışma konularında yanlı ve ideolojik
çalışmalar yapılmıştır. Bu dönemde yapılan en önemli çalışma yine ŞERİF'in hırsızlar mağarası isimli (çocuklar bir kampta iki rakip
gruba ayrılarak aralarındaki çatışma incelenmiº daha sonra bir üçüncü gruba karşı bir araya gelmeleri sağlanarak işbirliği
incelenmiºtir) çalışmasıdır. Bu çalışmada çatışma ve işbirliği kavramları bir arada incelenmiºtir.
ALTMIªLI VE YETMİŞLİ YILLAR
Bu dönemde özellikle THIBAUT ve KELLEY önderliğinde çıkar çatışmaları incelenmiº ve insanların yada gruplarının
çıkarlarının birbiriyle çatıştığı durumlarda ne ºekilde davrandıkları araştırılmıştır. Bu davranışlar ekonomiden ve oyun
kuramından alınma kavramlarla açıklanmaya çalışılmıştır.
KÜÇÜK GRUPLAR SOSYOLOJİSİ DERS NOTLARI – 1
Arº.Gör. Deniz AYDIN
SEKSENLİ YILLAR
Artan çevre problemleri ve toplumsal sorunlar sonucu kiºilerin topluma ve çevreye duyarsız davranışları, toplum-birey
çerçevesinde geliºen çıkar çatışmaları olarak incelenmiº ve toplumsal kaytarma çalışmaları devam etmiºtir.
GRUP KURAMLARI
Gruplarla ilgili kuramlar tıpkı Sosyolojik kuramlar gibi grupların oluºumunu, yapısını ve iºleyiºini açıklamaya çalışırlar.
Bu kuramların birçoğu liderlik, verimlilik, iletiºim, uyma gibi grup süreçlerinin bir kısmını ele alan dar kapsamlı kuramlardır.
Bunların yanında grubu daha genel olarak ele alan geniº çaplı kuramlar da vardır.
Bu geniº çaplı kuramları sınıflandırırken kullanılan kriterler şunlardır:
1 ) Kuramın insan doğasına iliºkin varsayımları:
• Biyolojik / Toplumsal (İnsanı kendi başına veya toplum bağlamında ele alma)
• Etken / Edilgen (İnsan davranış ve hareketlerinde özgür müdür, edilgen mi)
• Rasyonel / Irrasyonel (İnsan davranışında mantık aranmalı mıdır)
• Güdü giderici / Yaratıcı (İnsan sadece güdülerini doyurmaya mı çalışır yoksa yeni birºeyler ortaya koymak da onlar
kadar önemli midir)
• İyiliksever / Çıkarcı (İnsan sadece kendi çıkarını mı düºünmeye yatkındır yoksa birlikte yaşadığı insanlara da yardım
etmek ister mi)
Bir kuram, grubu ve onun üyesi olan insanı açıklamaya çalışırken bu yaklaşımların herhangi bir
kombinasyonunu kullanabilir. Örneğin bir kuram insanı biyolojik, etken ve çıkarcı olarak kabul edebilir.
2 ) Kuramın birey-toplum boyutundaki varsayımları:
• Birey - toplum arasındaki neden-sonuç iliºkisinin yönü (Birey mi toplumu etkiler, toplum mu bireyi)
• Birey - toplum iliºkisindeki araştırma birimi (İncelenebilecek en küçük birim hangisidir: birey/grup/toplum)
3 ) Kuramın çeºitli nitelik ve büyüklükteki grupları sınıflandırırken kullandığı kriter ve vurguladığı grup türü (Küçük
gruplar, alt gruplar, organizasyonlar vs.)
SIMMEL
George Simmel 19. yüzyılın ikinci yarısında doğmuş bir Sosyologdur. Simmel gruplarla ilgili kuramlarını oluºtururken
birey ve toplum arasında seçim yapmamış, ikisinin birbirinden bağımsız incelenemeyeceğini savunmuºtur. Simmel, bireyi amacı
ve gereksinimleri olan toplumsal bir varlık olarak tanımlamıştır.
Simmel'e göre özgürlük kavramı ancak birey toplum içerisinde olduğunda ortaya çıkan bir kavramdır. Yalnız bir birey
için özgürlük kavramının anlamı olmayacaktır çünkü özgürlük diğer bireylerle etkileºim sonucu ortaya çıkan bir kavramdır.
Kiºisel özgürlük güç kavramıyla yakından ilgilidir ve özgürlüğün bir yönü de başkaları üzerindeki egemenliktir.
Simmel gruptaki birey sayısının grubun çeºitli niteliklerini belirlediğini savunmuº ve küçük - büyük grup ayrımını
yapmıştır. Daha çok iki ve üç kiºiden oluºan grupları ve bunların arasındaki farkları ortaya koymaya çalışmıştır.
2-3 kiºilik gruplar
2 kiºilik gruplar yapıları gereği büyük gruplardan daha yakın iliºkilerin görüldüğü gruplardır. İlişkide sadece iki kiºi
bulunduğu için herhangi birinin gruptan ayrılması grubun dağılmasına yol açar, bu nedenle bireyler arasında bağımlılık vardır.
Bu bağımlılık durumu bireyler arasındaki eºitlik eğilimini arttırır ve bir kiºinin mutlak egemenlik sahibi olmasını engeller. Grup
çoğunluğu kavramı olmadığı için uzlaºmaya varmanın tek yolu her iki kiºinin de aynı fikirde olmasıdır. Bu da genellikle
uzlaºamamaya yol açar. Eski Roma'da yönetimde ikili gruplar yerine üçlü gruplar oluşturulmasının nedeni de uzlaşmayı
kolaylaştırmaktır.
İkili gruplarda sadece bireyin yerine getirdiği iºlevler değil (anne, iºçi, öğrenci) kiºisel özellikleri de önemlidir (evlilik,
arkadaşlık). Bu yüzden de ikili gruplarda kiºilerin yeri doldurulamaz çünkü bireyler birbirleriyle yakın iliºkidedir.
3 kiºilik gruplarda iliºkiler daha farklıdır. İkili gruplarda bireyler birbirleriyle direkt iliºki içerisindeyken üçlü gruplarda
hem direkt hem de 3. kiºi üzerinden dolaylı iliºki kurarlar. Örnek vermek gerekirse bir ailede erkek hem kadının kocası (direkt
iliºki) hem de çocuklarının babasıdır (çocuklar üzerinden dolaylı iliºki). Bu durumda iliºkideki 3. kiºilerin üstlendikleri bazı roller
vardır:
• Gruptaki 3. kiºi Tarafsız Arabulucu rolünü üstlenebilir. Bu durumdayken gruptaki diğer iki kiºinin arasında çıkan
sorunları herhangi birinin tarafını tutmadan çözümlemeye çalışır. İki çocuğu arasındaki kavgaları çözümlemeye çalışan bir anne
bu duruma örnektir.
• 3. kiºi Paylaşılamayan Üçüncü Kiºi rolünü üstlenebilir. Bu durumda gruptaki güç dengesini değiştireceği için diğer iki
kiºi de 3. kiºiyi kendi yanında görmek ister. Buna örnek olarak iki güçlü siyasi parti ve onlardan birine çoğunluk desteğini
sağlayabilecek 3. parti verilebilir.
• 3. kiºi grupta güç kazanmak amacıyla Böl ve Yönet politikasını izleyebilir. Sömürgecilerin, çeºitli gruplar arasında
çatışma bulunan ülkelerde her iki grubu da desteklemesi buna örnek olarak verilebilir.
Gruptaki 3. kiºinin üstlenebileceği rollere bakıldığında grup içindeki güç dengesinin ikili gruplara oranla çok daha
değişken olduğu anlaşılmaktadır.
Küçük - Büyük Grup Farkları
Simmel küçük ve büyük grupların farklarından söz ederek ºu farkları belirlemiºtir:
Büyük gruplarda iºbölümü ve statü farklılaşması kaçınılmazdır. Bunun sonucu olarak da büyük gruplarda, küçük
gruplarda görülen eºit iliºkilerin aksine güç ve etkinlik açısından eºit olmayan iliºkiler görülür. Büyük gruplarda kiºiler
bireyselliklerini yitirip belli iºlevleri yerine getiren ve belli rolleri oynayan kiºiler haline gelirler. Bu sebeple gruptan ayrılan
birinin yeri rahatlıkla doldurulabilir.
Küçük gruplarda ise kiºiler birbirlerini yakından tanırlar ve benzer düºüncelere sahiptirler. Bu sebeple de radikal
düºünceleri savunma olasılıkları büyük gruplara nazaran daha fazladır. Büyük gruplarda ise daha geniº bir düºünce yelpazesi
görülür. Düºünce birliği nispeten daha az olduğu için küçük gruplardan daha kararsız bir yapıya sahiptirler.
Büyük gruplarda güç iliºkilerine baktığımızda iki çeºit liderlik yapısı olduğunu görürüz:
Birincisi liderin grup üyelerini farklı derecede alt gruplara bölerek her grubun kendi alt grubunu kontrol altında
tutmasını sağladığı liderlik türüdür. Buna örnek olarak orduyu verebiliriz. Her rütbedeki asker kendi altındaki tüm askerlerden
değil sadece bir alt rütbedekilerden sorumludur. Bu yönetim ºekli liderin iºini yapmasını kolaylaştırır çünkü sorumluluk
paylaşılmış durumdadır. Olumsuz tarafı ise liderin hemen altında bulunan en güçlü grubun fazla güçlenerek lideri alt etmesi
olasılığıdır. Örneğin askeri darbe durumunda siyasi yönetimin hemen altında bulunan askeri yönetim fazla güçlenerek idareyi
eline alır.
İkinci yönetim tipinde yönetilenler liderden düºük fakat kendi aralarında eºit gruplara ayrılırlar. Bu yöneten alt
grupların kendi aralarında güç üstünlükleri yoktur. Örneğin ºirketlerde muhasebe, satış, pazarlama gibi departmanlar vardır ve
bunlar arasında bir güç sıralaması yoktur. Bu yönetim tipinde bir grubun lideri alt etme olasılığı yoktur fakat lider tüm
gruplardan sorumlu olduğu için yükü fazladır.
THIBAUT ve KELLEY
Ödül ve Bedeller
Thibaut ve Kelley'nin grup kuramlarının temelinde, insanların çıkarlarının en yüksek derecede olması için çabalayan
varlıklar olduğu varsayımı yer alır. Kurama göre kiºiler etkileºimler sonucu ödül veya bedellerle karşılaşabilirler. Bu ödül ve
bedeller iliºkinin dışında da değeri olan dışsal veya iliºki süresinde doğan içsel sonuçları içerebilir. Örnek vermek gerekirse para
dışsal bir ödüldür fakat yorgunluk dışsal bir bedeldir. İlişki içerisinde diğer kiºinin insanın istediği davranışı yapmasını
kolaylaştırması yani hedeflerine ulaşmasına yardımcı olması içsel bir ödül iken bunu zorlaştırması içsel bir bedeldir. Mesela bir
kağıt oyunundan alınan zevk diğer oyuncuların davranışlarından büyük ölçüde etkilenir. Thibaut ve Kelley herhangi bir iliºkiden
alınan sonucun o iliºkiden alınan toplam ödüllerden iliºkiden kaynaklanan bedellerin çıkarılması ile belirlendiğini söyler:
SONUÇ = ÖDÜL - BEDEL
Kıyaslama Düzeyleri
Thibaut ve Kelley'nin kuramındaki diğer iki temel kavram ise kıyaslama düzeyi (comparison level, CL) ve seçeneklerin
kıyaslama düzeyidir (comparison level of alternatives):
Kıyaslama düzeyi kiºinin herhangi bir iliºkiden elde ettiği sonuçları değerlendirmede kullandığı beklenti düzeyidir. Bu
düzey kiºinin daha önceki yaşamında elde ettiği sonuçların, gelecekte beklediği sonuçların ve kendine benzer gördüğü kiºilerin
(kıyaslama grubu) sonuçlarının ağırlıklı ortalamasıdır. Örnek vermek gerekirse bir insanın yıllık gelirine iliºkin kıyaslama düzeyi
geçmiºteki geliri, gelecekteki gelirine iliºkin beklentisi ve akraba/arkadaşlarının gelir düzeyiyle belirlenebilir. İçinde bulunulan
iliºkinin sonucu kıyaslama düzeyinin üstünde ise iliºkiden doyum sağlanır, düºükse sağlanmaz.
Seçeneklerin kıyaslama düzeyi ise kiºinin içinde bulunduğu iliºkinin dışındaki bir iliºkiden elde edebileceği sonuçtur. Bir
iºte çalışan bir kiºinin baºka iºten alacağı bir teklif veya emeklilik maaşı onun seçeneklerin kıyaslama düzeyini oluºturur.
Kiºilerin iliºkiye bağımlılık düzeyleri, iliºkiden alınan sonucun seçeneklerin kıyaslama düzeyi ile karşılaştırılması sonucunda
belirlenir.
Kısaca bir iliºkiden alınan doyum kıyaslama düzeyiyle, iliºkiye bağımlılık seçeneklerin kıyaslama düzeyiyle belirlenir. Bir
iliºki doyumlu/doyumsuz ve bağımlı/bağımsız olabilir. Bunu evlilik örneğiyle açıklarsak bir kadının eºinden memnuniyeti onun
iliºkiden aldığı doyumu belirler. Bunu da eºinden beklentisi ve tanıdığı diğer kadınların eºlerinin davranışlarına bakarak belirler.
Buna göre içinde bulunduğu iliºki doyumlu ya da doyumsuz olabilir. Seçeneklerin kıyaslama düzeyi ise kadının iliºkiye
bağımlılığını belirler. Örneğin çalışan bir kadının iliºkiye bağımlılığı çalışmayan bir kadınınkine göre daha fazladır. Yani kadının
baºka seçenekleri varsa bağımlılığı daha azdır. Doyumlu ve bağımlı bir iliºki hem ihtiyaçları karşıladığı hem de zorunluluk
yarattığı için en kalıcı iliºki türü olurken, doyumsuz ve bağımsız bir iliºkinin sürme olasılığı çok düºüktür.
KIYASLAMA DÜZEYI
Doyumlu Doyumsuz
SEÇENEKLERIN
KIYASLAMA
DÜZEYI
Bağımlı Doyumlu-Bağımlı Doyumsuz-Bağımlı
Bağımsız Doyumlu-Bağımsız Doyumsuz-Bağımsız
Güç İlişkileri
Thibaut ve Kelley'e göre iliºkilerdeki güç farklılıkları kiºilerin iliºkilere farklı derecelerde bağımlı olmalarından
kaynaklanır. İlişkideki kiºilerden birinin grup dışında gereksinimlerini karşılama imkanı var diğerinin yoksa, gruba bağımlı olan
diğerinin istediklerini yapmak durumunda kalacak ve iliºkide bir güç farkı doğacaktır. Bireylerin gruba ne kadar fazla ihtiyacı
varsa, grubun üyeleri üzerindeki etkinliği o kadar fazladır. Bireylerin gruba bağımlılık düzeyleri farklı düzeylerde olacağından
grup içerisinde güç farklılıkları kaçınılmazdır. Bireylerin bu güç farklılıklarını ortadan kaldırmak için izleyebilecekleri stratejiler
vardır:
• Kendisine baºka seçenekler araması
• Diğer kiºinin seçeneklerini azaltması
• Yeni bilgi, beceriler yoluyla kendi değerini arttırması
• Diğer kiºinin değerini azaltması
• Kendi değerini reklam yoluyla yükseltmesi
• Diğer kiºinin sağladığı ödüllerin değerini küçümsemesi
• Karşısındakine yüksek düzeyde ödül sağlayarak diğer kiºinin kendisine bağımlılığını arttırması
Gücü bir kiºinin diğerinin sonuçlarını etkileyebilmesi olarak tanımlayan Thibaut ve Kelley iki değişik tür güçten söz
etmiºtir. Birincisi kader kontrolüdür. Bir başkasının üzerinde kader kontrolü olan kiºi, diğeri ne yaparsa yapsın onun sonuçlarını
etkileyebilir. Örnek olarak çalışanlarının davranışlarını göz önüne almadan keyfi olarak terfi ettiren veya iºten atan bir patron
verilebilir ki bu tür kontrol normal hayatta pek görülmez. İkinci tür güç ise davranış kontrolüdür. Bu tür güçte kontrole sahip
olan kiºi kendi davranışındaki değişikliklerle diğer kiºiye istediğini yaptırabilir. Çalışanlarını ikramiyeyle ödüllendiren veya
maaşlarından kesintiyle cezalandıran iºveren buna örnek verilebilir. Kiºilerin davranışlarının içsel ya da dışsal olması onların
güçlü olark algılanmalarında farklar yaratır. Mesai saatlerine görev bilinci nedeniyle uyan biri, terfi etmek için uyan birisinden
daha güçlü olarak algılanır çünkü iliºkiye bağımlılığı daha az görünür.
Normlar
İlişkilerde kiºilerin birbirlerine karşı güç kullanımlarının bedelleri vardır. Bu tür çatışmalar grup içerisinde güçlülerin söz
sahibi olmasına sebep olarak, zaman ve enerji kaybına yol açarlar. İşte bu yüzden gruptaki bireylerin iliºki ve davranışlarını
düzenleyen normlar ortaya çıkarlar. Normlar gruptaki iliºki ve davranışları belirleyen kurallardır. Kanunlar normlara
verilebilecek en iyi örneklerdir. Toplumdaki bireylerin birbirlerine karşı davranışlarını düzenlerler ve yaptırım güçleri vardır.
Normların iki özelliği grup içerisinde güçlünün güçsüzü ezmesine engel olmaları ve kiºilere davranışlarının sonuçlarını bilme ve
ona göre davranma olanağı tanımalarıdır. Örneğin kanunlarda hangi davranışların suç olduğu bellidir ve bunlardan birini
yapmadığınız sürece kimsenin size ceza vermeye hakkı yoktur. Gruplar kiºileri gözetim altında tutarak normlara uymalarını
sağlar, uymayanlar cezalandırılırlar. Normlar çeºitli ºekillerde oluºabilirler: Bilinçli ve amaçlı tartışmalar sonucu oluºabilirler
(kanunlar) veya zaman içinde grup etkileºimi sonucu ortaya çıkabilirler (bir öğrenci evinde bulaşıkların nasıl yıkanacağı).
KATZ ve KAHN
Kuramlarında organizasyonların yapı ve iºleyiºlerini, iç iliºkileri ve toplumla iliºkileri bakımından ele almışlardır.
Organizasyonların açık (open) ve döngüsel (cyclic) sistemler olduğunu savunurlar. Bir sistemin dışarıdan girdi almazsa yok
olacağını (entropy) kuramlarına temel olarak almışlardır. Katz ve Kahn'ın açık sistem anlayışlarına göre organizasyonlar
dışarıdan aldıkları girdileri iºleyip yeni birºeyler üreterek tekrar dış çevreye vermektedirler. Bu iºlemler dizisi dışarıdan alıp
tekrar dışarıya verme biçiminde sürer. Sistemler dış çevreden aldıkları tepkiler ışığında kendilerini amaçları doğrultusunda
değiştirirler. Dış çevreden bilgi alınırken insanlardaki seçici algılamaya benzer (sizinle ilgili birºey duyduğunuzda daha dikkatli
dinlemeye başlamanız gibi) ºekilde bilgiler süzülerek alınır. Bu seçici algılamaya sistem kodlaması adı verilir. Katz ve Kahn'a
göre sistemlerde denge vardır ancak bu dinamik bir dengedir, diğer bir deyiºle organizasyonun kendi durumunu sürekli kontrol
ederek değişiklikler yapması sonucu ortaya çıkan bir dengedir.
Katz ve Kahn organizasyonların dış dünyayla iliºkisi nedeniyle sınırlarının her zaman açıkça belirlenemeyeceğini
savunurlar. Organizasyonların en doğru tanımının amaçlarla değil iºlev ve süreçlerle yapılabileceğini söylerler.
Organizasyonların sınırları dış dünyayla iliºkide oldukları birim çerçevesinde çizilebilir.
Organizasyonların yaşamları kiºilerinkinden kısa veya uzun olabilirken, genelde kendilerini besleyen kaynakları da
bünyelerine katarak büyüme eğilimi gösterirler. Organizasyonlar büyürken bir yandan aynı iºlevi yürüten benzer birimler
sayıca artar, diğer yandan yeni iºlevleri yürüten birimler ortaya çıkar. Bu birimlerin başlıcaları ºöyle sıralanabilir: Üretim birimi,
üretime girdi sağlayan destek birimi, ödül ve ceza sistemiyle organizasyonun devamlılığını sağlayan yürütme birimi,
organizasyonun çevreye uyumunu sağlayan uyarlama birimi, kuralları yapan ve uygulayan yönetim birimi.
Katz ve Kahn özellikle kural koyma ve uygulamanın demokratik sistemlerde ayrı birimlerce yürütüldüğünü, yetkeci
sistemlerde ise bu iki iºlevin de aynı birimde toplandığını belirtirler. Değişen ve uzmanlaºan sistemlerde birleştiriciliğin normlar
ve değerlerle sağlandığını belirtirler. Normların grubun beklentileri sonucu ortaya çıktığını ve rollerin bireylerin üzerinde bir
kavram olduğunu savunurlar.
TAIJFEL
Taijfel araştırmacıların grup incelemelerinde insanın biyolojik yönünü öne çıkarmalarını eleºtirmiº ve sosyal psikolojinin
insanı öncelikle toplumsal bir varlık olarak ele almasının zorunlu olduğunu savunmuºtur. Sosyal psikolojinin fen bilimlerinin
değer ölçütleriyle sınıflandırılamayacağını savunan Taijfel sosyal psikoloji araştırmalarının araştırmacıların kiºisel yaşamlarından
etkilendiğini söyler.
Taijfel toplum-birey iliºkisini kiºinin üyesi bulunduğu grup ve bu grubun toplum içindeki diğer gruplarla iliºkileri
çerçevesinde kendi kimliğini belirlemesi ve bu kimlik çerçevesinde davranışlarda bulunması olarak tanımlar. Toplum içindeki
gruplar hem grup üyelerince hem de grubun dışındakilerce tanımlanabilirler. Örneğin kızıl saçlılar kendilerini farklı görerek bir
grup oluºturabilirler veya saç rengi farklı olanlar kızıl saçlıları bir grup olarak algılayabilirler. Taijfel'e göre kiºiler arası benzerlik
grup oluşması için gerekli değildir, insanların kendileri veya başkaları tarafından grubun üyesi olarak görülmeleri önemlidir.
Kiºilerin üyesi oldukları grubun toplum içindeki konumu onların benlik değerlerini etkiler: Yüksek konumdaki bir grubun
üyeleri kendilerini diğer grupların üyelerinden daha üstün görür.
İnsanların çevrelerindeki varlıkları sınıflandırmaya yatkın olduklarını savunan Taijfel, sınıflandırmanın kiºisel ve
toplumsal değerlerden etkilendiğini söyler. Sınıflandırmaya ölçüt olarak alınabilecek değişik boyutlar arasından hangilerinin
kullanılacağı toplumun güncel ve tarihsel değerlerine bağlıdır. Örneğin bir ülkede ten rengi ölçüt olabilirken bir diğerinde
mensubu olunan mezhep önemli olabilir.
Toplumsal sınıflandırma sonucu gruplara iliºkin kalıpyargılar (stereotypes) oluºur ve kiºilere, üyesi oldukları gruba bağlı
olarak tepki gösterilir. Bu kalıpyargıların içerikleri toplumun geçmiºi, gelenekleri ve diğer grupların çıkarlarıyla iliºkilidir.
Örneğin İspanyolların sıcak insanlar olarak algılanması gibi. Taijfel'e göre kalıpyargılar her durumda önyargıya ve ayrımcılığa
yol açmaz. Örneğin Japonlar genelde çalışkan insanlar olarak algılanırlar. Bu gibi durumlarda kalıpyargılar ileriye dönük
çıkarımları kolaylaştırır ve değerler sistemini kalıcı kılar. Diğer bir deyiºle bir grubun üyelerine karşı nasıl davranmamız
gerektiğini ve davranışlarını nasıl yorumlamamız gerektiğini belirlerler.
Önyargı grupların kendilerini toplumsal değişikliklere karşı koruma içgüdüsü sonucu ortaya çıkar. Bireyin grubunun
seçkinliğinin azalması (orta sınıfın aristokrasiye sızması) ve bireyin grubunun önemli bazı değerlere ters düºen davranışlarda
bulunması (sömürgecilerin yerli halka kötü davranmaları) durumlarında bireyler kiºisel bütünlüklerini koruyabilmek için kendi
gruplarını daha olumlu, diğer grupları daha olumsuz görürler. Kendi grupları ile karşıt grup arasında değer ölçütü bakımından
önemli gördükleri özellikleri abartırlar. Örneğin Amerikan halkının, Irak'taki iºkence olayları ortaya çıktığında Iraklıları
kendilerinden aşağı görerek Bush'u daha fazla desteklemeleri gibi.
Farklı toplumsal güç ve konumlardaki gruplar arası iliºkilere bakıldığında grupların duruma tepkilerini belirleyen iki
ölçüt vardır: kalıcılık (stability) ve meºruiyet (legitimacy). Gruplar arası farklılıklar kalıcı ve meºru olduğunda toplumda var olan
durum değişmez. Fakat düºük konumdaki grubun üyeleri gereksinimlerini daha iyi karşılayabilmek amacıyla toplumsal
konumlarını yükseltmek isteyebilirler. Kiºilerin bir üst gruba geçmelerine toplumsal hareketlilik (social mobility) denir ve
gerçekleºtirilmesi genellikle zordur. Alt gruptan bireylerin üst gruba geçmesi durumun kalıcı olmadığının anlaşılmasına sebep
olur ve alt gruptakilerin kendilerini üst grupla kıyaslayarak görece yokluk çektiklerine karar vermelerine neden olur. Bunun
sonucunda alt grubun üyeleri kendi grup kimliklerinde değişiklik yaparak bazı özelliklerini ön plana çıkarmak isteyebilir ve yeni
kimliklerini dil, mitoloji, bayrak gibi simgelerle zenginleºtirebilirler. Buna karşılık üst grubun üyeleri sınırlarını geçilmez yaparak
alt gruba karşı daha dışlayıcı olurlar. Örneğin Amerika'daki zenci halk 1950'lerden itibaren konumunun meşruluğunu
sorgulamaya başlamış ve üniversiteye kabul edilen siyahlar durumun kalıcı olmadığını göstermiºtir. Bugün gelinen noktada
müzikleri ve yaºam tarzlarını öne çıkarmaları beyazlar tarafından hoº karşılanmamaktadır.
TAYLOR ve McKIRNAN
TAYLOR ve McKIRNAN'ın kuramı eºit olmayan toplumsal grupların kendilerine ve diğer gruplara karşı tutumlarını
incelemiº ve bunu sosyal tabakalaºma ile açıklamaya çalışmışlardır. Çalışmalarına birey-toplum boyutunun daha çok toplum
boyutuna ağırlık vermiºlerdir. Kiºisel veya grup sonuçlarının iç ve dış nedenlerle açıklanması olan biliºsel sosyal psikolojinin en
tanınmış kuramlarından olan yükleme kuramından da faydalanmışlardır. Yükleme kuramında kiºi ya da grup başarısını ya da
başarısızlığını içsel veya dışsal nedenlere bağlayabilir. Örneğin sınavdan iyi not alan bir öğrenci o notu çok çalıştığı için aldığını
söylerse başarısını içsel bir nedene bağlamış olur. Bildiği yerlerden çıkığı için şanslı olduğunu söylerse başarısını dışsal bir nedene
bağlamış demektir. Gruplar için de aynı durum söz konusudur. Örneğin zenciler, zengin zenci sayısının az olmasının sebebinin
zencilerin tembelliği olduğunu düºünüyorlarsa içsel yükleme, beyazlarla eºit haklara sahip olmamaları olduğunu düºünüyorlarsa
dışsal yükleme yapıyorlar demektir.
TAYLOR ve McKIRNAN bu eºit olmayan gruplar arasındaki iliºkilerin tarihsel geliºme içinde beº aºamadan geçtiklerini
savunurlar.
Dönem 1: Tabakalaşmanın kesin ve belirgin olduğu gruplararası iliºkiler
Bu durumda gruplararası konum farklılıkları ırk, dil, din gibi kiºiye özel değişmez farklılıklar temeline dayandırılmış ve
bu özelliklerin konumu belirlemek için geçerli olduğu toplumdaki herkesçe kabul edilmiºtir. Yani tabakalaºma ölçütü meºrudur.
TAYLOR ve McKIRNAN'a göre gruplar arası konum farklılıklarının bu tür açıklamaları daha çok endüstrileºme öncesi
toplumlarda görülür. Gruplar arası sınırlar kesin ve katıdır, alt gruptan üst gruba geçiº olanaksızdır. Alt gruptakiler, kendi
gruplarını toplumun değer ölçüleriyle değerlendirerek üst gruba geçememe nedenini kendi gruplarının özelliklerinin değersiz
olmasına bağlarlar. Bu sebeple kendilerini suçlarlar ve kendilerinden nefret ederler. Örneğin zencilerin, siyah olarak doğdukları
için kendilerini suçlamaları gibi. Bu durumda toplumsal kıyaslama grup içinde yapılır. Yani zenciler kendilerini beyazlarla değil,
diğer zencilerle kıyaslarlar. Örneğin evde beyaz efendiye hizmet eden zenci kendisini tarlada çalışan zenciyle kıyaslayarak
durumundan memnun olur.
Dönem 2: Bireysel ideoloji
Sanayileºmeyle birlikte toplumda tabakalaºma ölçütü olarak kalıtsal (değişmez) özelliklerin yerini bilgi, beceri ve
yetenek gibi ölçütler almaya baºlar. Toplumsal yoksunluklar nedeniyle alt grubun üyeleri bu özelliklere (ör:iyi bir eğitim) sahip
olmadığı için düºük konumlarını sürdürürler. Fakat bireyler artık üst konuma gelememelerini ten rengi gibi doğuştan değil,
bilgi/beceri gibi belli kiºisel özelliklerin yokluğuna bağladığı için durum halen meºrudur. Grup bunun sebebinin eğitimde fırsat
eşitsizliği gibi eºitsizlikler olduğunun farkına varmamıştır. Bu dönemde kiºiler gruplar arası kıyaslamalara da gitmeye baºlar.
Örneğin eğitimsiz bir zenci kendini eğitimsiz bir beyazla kıyaslayarak onun daha iyi durumda olduğunun farkına varabilir.
Dönem 3: Bireysel toplumsal hareket
Bu dönemde bilgi/beceri gibi kiºisel değerlerini yükselten alt-grup üyeleri yükselerek kendilerini üst gruba
“yuttururlar”. Yutturma teriminin kullanılma sebebi gerçekte üst gruba geçiºin kazanılan özelliklerle olmamasıdır. Örneğin tıp
fakültesini bitiren bir zenci saçını düzleºtirip rengini açabilir, beyazların dinlediği müzikleri dinleyip aksanını beyazlarınkine
benzetebilir ve böylece kendi grubunun özelliklerini ve değerlerini reddetme davranışına gider (ör: Michael Jackson). Üst gruba
geçmeyi baºarabilenler genelde alt grupta zaten üst konumda olan kiºilerdir.
Dönem 4: Bilinçlenme
Alt gruptan kiºilerin üst gruba geçmesi, üst grupta bulunanların çıkarına uygundur çünkü bu tabakalar arası geçiºin
mümkün olduğunu ve geçemeyenlerin kendi tembellikleri veya aptallıkları yüzünden başaramadıklarını savunmalarına yardımcı
olur. Fakat bu dönemde üst gruba geçmeyi baºaramayanlar bunu kendi yetersizliklerine bağlamayı reddeder, gerçek nedenin
alt grup üyesi (ör:zenci) olmalarından kaynaklandığını savunurlar. Yani bireylerin başarısızlıklarının nedeni alt grup üyelerince
kiºisel özelliklerle değil toplumsal yapıyla açıklanır ve bu toplumsal düzenin değiştirilmesi çabalarının başlamasına neden olur.
Toplumsal kıyaslama artık grup içi değil gruplar arasında yapılmaya başlanır.
Dönem 5: Toplumsal eylem
Alt grup üyeleri kendi konumlarının nedenini toplumdaki grupların farklı konumlarına bağlarlar, alt grubun o günkü
düºük konumunun nedenini de üst grubun geçmiºteki tavır ve davranışlarıyla açıklarlar. İçinde bulundukları duruma bireylerin
yetersizlikleri sebebiyle değil üst grubun ayrımclığı yüzünden geldiklerini kabul ederler. Bu durumun sonucunda alt grubun
bulunacağı eylemlerle göreceli eºitlik sağlanabilir, eski durum devam edebilir veya gruplar arası sosyal konum farklılıkları tersine
dönebilir. Örneğin son dönemde Fransa'daki olaylarda göçmen grup, üst grup (Fransızlar) tarafından ayrımlığıa tabi tutulduğu
için yoksulluk içinde olduğunun farkına varmış ve eylemlerde bulunmuºtur. Bunun sonucunda göçmenlerin iº sahibi
olabilmesiyle igili yeni yasalar yürürlüğe sokulmuºtur.
Alan Page FISKE
Fiske'in kuramına göre insanlar temelde başkalarıyla iliºkilere giren toplumsal yaratıklardır. Yaşamları boyunca iliºkiler
arar, yürütür, bozulan iliºkileri düzeltirler. Bu sebeple iliºkiler insanların yaşamında önemli bir yer tutar. Fiske'e göre toplumsal
bir yaratık olan insan, toplumsal yaşamı anlayabilmek ve düzenleyebilmek amacıyla bir takım kalıplarla donanmış olarak
dünyaya gelir. Hangi kültürün üyesi olursa olsun insanlar toplumsal yaşamlarını dört iliºki türü çerçevesinde düzenlerler. Bu dört
temel iliºki biçiminin her birine özgü farklı grup, amaç, kural, simge ve ideolojiler olduğunu söyler. Bu dört iliºki biçimini farklı
grup türleri olarak da düºünebiliriz. Fiske'in varsayımı bu grup kavramlarının toplumsal iliºkiler sonucu oluşmadığı, zaten
insanın kafasında bulunduğu yönündedir. Fakat bazı öğeler de içinde yaºanan kültürce belirlenmektedir.
Cemaat Paylaşımı (Communal Sharing)
Bu tür iliºkiler kiºilerin kan bağı, ortak ata, ırk, kader birliği gibi doğuştan gelen özellikler nedeniyle üyesi oldukları
gruplarda görülür. Bu ölçütlerden hangisinin esas alınacağı yaşanılan kültür tarafından belirlenir. Bu gruplarda diğer üyelerle
yakın iliºkiler çok önemlidir ve grup kiºinin bireysel kimliğini belirler. Ataların eşyaları grup kimliğinin simgesi olarak çok
değerlidir. Bireyler arası iliºkilerde yardımseverlik, fedakarlık ve cömertlik önemlidir. Bu tür gruplarda eºitlik ilkesi geçerlidir,
kiºisel mal yoktur. Bireyler gruba ellerinden geldiğince verip, gereksinimleri olduğu kadar alırlar, alınıp verilenlerin hesabı
tutulmaz. Kararlar ortaktır, kiºilerin gruba uyma nedeni diğerlerine benzeme arzusudur. Aºiretler, akrabalar arası iliºkiler örnek
olarak verilebilir.
Yetke Sıralaması (Authority Ranking)
Bu tür iliºkiler eºitsizlik üzerine kurulmuºtur. Karizmatik bir lider ve ona bağlı üyeler grubu oluºturur. Liderliği
belirleyen ölçüt kültürden kültüre değişir: Hanedanlık, kas gücü, toprak, para vs. Grup üyeleri güçlüden güçsüze doğru sıralanır.
Güçlüler toprak gibi değerli ºeylerin sahibidir, güçsüzlerin çalışmasını sağlar, grup çıktılarından daha fazla pay alır ve güçsüzlere
karşı cömertlik gösterirler. Güçsüzler ise minnetle güçlülere hizmet ederler. Bu gruplarda saygınlık ve gösteriº yüksek tüketimle
belgelenir. Kararları güçlüler verir, diğerleri itaat ve sadakat gösterir. Ahlak önderin arzularına uymaktır, çünkü onun arzuları
meºrudur. Önemli güdü güç elde etmek ve sürdürmektir ve grup kendi güç alanını geniºletmek amacıyla baºka gruplarla
savaºabilir. Ortaçağdaki derebeylik, Güneydoğu Anadolu'da görülen ağalık sistemi buna örnektir.
Karşılıklı Eºitlik (Equality Matching)
Bu tür gruplarda eºitlik ilkesi vardır. Herkes aynı iºi sırayla ya da aynı zamanda yapıp eºit miktarda çıktı alır. Kiºiler grup
içerisinde eºit ve bağımsızdırlar. Seçimlerde herkes eºit oya sahiptir, liderlik sıra veya piyangoyla saptanır. Bu gruplarda
bireylerin birbirinden farklı ama eºit kimlikleri vardır, eºitsizlik kiºileri rahatsız eder. Bu tür gruplarda çıkan çatışmalarda bireyler
eºit düzeyde olduğu için göze göz prensibine göre hareket edilir. Dernekler ve öğrenci toplulukları bu gruplara örnektir.
Piyasa Fiyatı (Market Pricing)
Bu tür gruplarda herºeyin bir değeri vardır. İlişkilerde alınıp verilen ºeyler aynı olmasa da bunların değerinin eºit olması
gerekir. Bu tür gruplarda kiºiler grup sonuçlarından katkıları oranında pay alırlar. Üretilenler kar amacıyla satılır, kiºisel mal bir
bedeli olduğu için değerli görülür. Zaman değerlidir ve boºa harcanmaması gereken bir kaynaktır. Kimlik kiºinin ekonomik
değeriyle belirlenir ve uzmanlaºma önemlidir. Kararlar ekonomik kurallara göre belirlenir, bireylerin davranışını etkilemek için
ödül ve cezalar uygulanır. Gruplar başarı güdüsüyle ve maddi çıkarları gözetme amacıyla bir araya gelir ve çoğunluğun çıkarı
gözetilir. Ticari nedenlerle çatışmalar çıkabilir, ucuz iºçi ve köleler kullanılabilir. Bu tür gruplara en iyi örnek ºirketlerdir.
Fiske bu dört grup türünün niteliklerinin tek bir iliºkide de görülebileceğini söyler. Örneğin ailede yiyeceğin paylaşımı
cemaat paylaşımı ilkesine göre yapılırken karar verme sürecinde yetke sıralaması geçerli olabilir. Gruplardaki iletiºim türü de
zaman içinde değişebilir. Nispeten büyük gruplarda, kiºiler arası iliºkiler zamanla derinliğini yitirdiği için cemaat paylaşımından
piyasa değerine doğru gidiº olabilirken ikili iliºkilerde kiºiler arası yakınlığın artması sebebiyle tam tersi bir durum gözlenir.
SWANSON
Swanson toplumsal davranışı kiºilerin bir sonuca ulaºmak için birbirlerine bağımlı olmaları ve bu amaçla
karşısındakilerin duygu ve düºüncelerini göz önüne alarak davranmaları olarak tanımlar.
Swanson'a göre grup yapısı amaçlar doğrultusunda yapılan ortak davranışlara bağlıdır. Bireyler arasında ortak amaca
verilen önem ve harcanan çaba yönünden farklılıklar vardır. Bu farklılıklar grup içi rol ve konumları oluºturur.
Ortak davranışın başlangıç, geliºme gibi değişik evreleri vardır ve grup yapısı bu evrelere göre değişiklik gösterir. Bu
değişiklikler iºlevseldir ve her evre bir önceki evrenin gereksinimleri karşılamaması sonucu oluºur. Bu evreler grup yaşamının
değişik dönemlerinde görülebilir. Özellikle grupta değişiklik ve sorunların yaşandığı dönemlerde birden çok evre aynı anda
iºleyebilir:
Evre 1
Kiºiler amaca ulaºmak için birbirlerine ihtiyaçları olduğunun farkındadırlar fakat amaca eriºmek için neyi nasıl
yapmaları gerektiğine karar verememiºlerdir. Bu evrede üyeler arası iliºkiler eºitlik temeli üzerine kurulmuºtur. Grup birliği
ortak amaç çerçevesindedir fakat belirgin bir yapı oluşmamıştır. Grupta ortaya çıkmış olan tek norm grup amacı doğrultusunda
çalışılmasıdır.
Evre 2
İkinci evrede kiºiler grup üyelerinin farklı gereksinimlerinin ve amaçlarının olduğunun farkına varırlar. Üyelerin grup
amacına farklı katkıları olabileceği anlaşıldığında grupta belli kiºiler çevresinde alt gruplar oluºmaya baºlar. Bu alt gruplar
arasında alışveriş ve koalisyon durumları belirmeye baºlar, bu da grup içindeki karşılıklı bağımlılığı arttırır. Alt gruplar arasında
arabuluculuk görevini yüklenen kiºiler de ortaya çıkar.
Evre 3
Alt gruplar arası koordinasyonu sağlayacak kiºilere gereksinim artar. Grup yapısı, roller, grup içi konum farklılıkları
belirginleºir. Liderler belirir, bu da ortak kararların verilmesini kolaylaştırır.
Evre 4
Grubun amacına ulaşmasını kolaylaştırmak amacıyla uzmanlaºma ortaya çıkar ve lider değişik iºlevler gören alt
grupların koordinasyonunu sağlar.
Evre 5
Kiºiler grubun amacı ile yapısının aynı ºey olmadığının farkına varırlar ve amaç ile rollerin farklılaşmasından belirgin bir
yapı oluºur.
GRUPLARIN OLUªMA NEDENLERİ VE BAZI GRUP TÜRLERİ
ÇEŞİTLİ NİTELİKLERE GÖRE GRUP TÜRLERİ
Bir insan topluluğuna grup adının verilebilmesi için değerlendirmeye alınacak çeºitli kriterler vardır. Bir grubu ele
alırken onun bu kriterler çerçevesinde özelliklerini bilirsek, grubu anlamakta hangi kuramdan yararlanacağımızı bilebiliriz. Grup
için önemli ve anlamlı olan süreçler grubun türüne bağlıdır.
Grupları sınıflandırmak için kullanılabilecek kriterler ºöyle sıralanabilir:
• Grubu oluºturan bireylerin sayısı
• Grup üyeliğinin isteğe bağlı veya istek dışı olması
• Grubun oluºumun hangi aşamasında olduğu
• Grupların yaºam süresi
• Grupların kuruluº amacı
Grubu oluºturan bireylerin sayısı
Simmel ve Thibaut-Kelley de görüleceği üzere iki-üç üyeli ve daha fazla üyeli gruplar arasında yapı, güç, çatışma
derecesi açısından farklılıklar bulunur. 'Küçük Gruplar' olarak tanımlanan gruplar genelde kiºilerin birbirleriyle yüzyüze ve
yoğun iliºki içerisine girdikleri ve birbirlerini tanıdıkları gruplar için kullanılmaktadır. Küçük gruplar bireyin Benlik Kavramını
etkileseler de Toplumsal Benlik oluºturma iºlevi daha büyük gruplara aittir.
Grup üyeliğinin isteğe bağlı veya istek dışı olması
Kiºiler gruplara kendi istekleri dışında sokulabilirler. Nazi Almanyasında Yahudi kanı taşıyan fakat Yahudi olduklarının
farkında olmayan vatandaºlar diğer Yahudilerle aynı gruba konmuºtur. Bunun tam tersi olarak sadece hoºuna gittiği için bir
arkadaº grubuna katılmayı seçen kiºiyi örnek verebiliriz. Gönüllü ve zorunlu katılım arasındaki fark bireyin grubu terk edebilme
özgürlüğündedir.
Grubun oluºumun hangi aşamasında olduğu
Grupların kuruluºun ilk aşamalarında belirli norm ve yapıları yoktur. Normlar ve grubun yapısı zaman içinde grup içi
etkileºmeler sonucu oluºur. Yapısı ve kuralları önceden belli gruplarda bu konulara zaman ve enerji harcanmaz. Grup yapısı ve
normlar konusunda çatışma ve rekabet daha azdır, bu da verimliliği arttırır.
Grupların yaºam süresi
Kan bağı, ırk, etnik gruplar gibi nedenlere dayanan gruplar yaºam boyu süren gruplardır ve bireyler bu gruplardan
çıkamayacaklarının bilincindedirler. İş yerindeki gruplar gibi uzun süreli olanların yanında, komiteler gibi birkaç saatliğine bir
araya gelmiº kısa süreli gruplar da vardır.
Grupların kuruluº amacı
Gruplar üyelerinin birçok gereksinimini aynı anda karşılarlar. Fakat üyelerinin sosyal-duygusal ve iº-çıkar boyutunda
gereksinimlerini karşılamalarına bağlı olarak iki kategori altında incelenebilirler:
Üyelerinin sosyal-duygusal ihtiyaçlarını karşılayan gruplarda birlikte olma, kendini tanıma-geliºtirme, sevgi, duygusal
destek ön plandadır. Bu gruplara Birincil Gruplar veya Cemaat Grupları denir ve aile bu gruplara örnek olarak verilebilir.
İş veya çıkar amaçlı kurulmuº olan gruplarda ise kar, verimlilik, diğer gruplarla yarışma gibi kavramlar öne çıkar. Bu
gruplara da İkincil Gruplar veya Alışveriş Grupları adı verilir ve ºirketler buna örnektir.
GRUPLARIN OLUªMASINA YOL AÇAN NEDENLER
Dış etkenler
Grupların oluºumunda çeºitli fiziksel ve toplumsal etkenler rol oynar:
• Fiziksel etkenler arasında kiºilerin yaşadıkları ortamın kalabalıklığı ve mimari özellikleri öne çıkar. Yaşanılan ortamın
mimari yapısının grup oluºumuna etkileri 1968 yılında yapılmış olan Festinger'in araştırması sonucu ortaya çıkmıştır. Bu
araştırmada Festinger ve arkadaşları dairelerin yanyana dizildiği yerleºim birimleri ile U biçiminde dizildiği yerleºim birimlerini
karşılaştırmışlardır. Bu iki yerleºim tipi arasında grup oluºumuyla ilgili farklılıklar bulmuşlardır. U biçiminde yerleºmiº dairelerde
oturanlar arasında grup normlarının, yanyana dairelerde oturanlardan daha kolay oluştuğu ve daha etkili olduğu görülmüºtür.
U ºeklinin iç kısmında kalan avluya açılan dairelerde bireylerin birbirleriyle karşılaşma sıklığı daha yüksek ve fiziksel mesafe daha
az olduğundan grup oluºumu çok daha kolay gerçekleºmiºtir. U harfinin uç kısmında kalan ve avluya bakmayan evlerde
oturanlarda ise gruba katılım oranının daha düºük olduğu tespit edilmiºtir.
• Grup oluºumunu etkileyen toplumsal etkenlerin başında tabakalaºma gelir. Tabakalaşmanın katı olduğu toplumlarda
değişik katmanlardaki kiºilerde bir etnik bilinç veya sınıf bilinci ortaya çıkabilir. Örneğin Yahudilerin kendilerini farklı görmeleri,
etnik özellikler nedeniyle bir grup oluºumuna örnektir. Diğer yandan iºçilerin oluşturdukları gruplar ise sınıf bilinci sonucunda
oluºan gruplardır. Bu grupların ortak özellikleri üyelerin kendi gruplarının durumunu iyileºtirmek amacıyla bir araya
gelmeleridir. Toplumun yapısı farklı katmanlardan gelen kiºilerin gruplara katılımını veya grup içindeki rollerini etkiler. Örneğin
ırk ayrımı olan ülkelerde zencilerin, beyazlar tarafından oluºturulan gruplara katılımı mümkün değildir. Irk ayrımı olmayan
ülkelerde ise genellikle düºük konumlu ırkın üyeleri karışık gruplarda alt konumlarda yer alırlar. Ataerkil toplumların siyasi
partilerinde kadınlara yönetim kadrolarında değil de kadın kolları gibi oluºumlarda yer verilmesi de toplumsal yapı-grup
iliºkisine örnektir.
İnsan doğasından kaynaklanan özellikler
Evrim kuramından etkilenen sosyal bilimciler, insanın grup içinde yaşamasının başlıca sebebinin soyunu sürdürme
olasılığını arttırmak olduğunu ileri sürmüºlerdir. Grup içerisinde bulunan hayvanlar ortak avlanabildikleri için yemek bulmak için
daha az çaba harcarlar ve diğer hayvanların saldırılarına grup olarak karşı koyabilirler. Bu durum da hayatta kalmalarını ve
soylarını devam ettirmelerini kolaylaştırır. Bu faydalar toplum içinde yaşamanın insanın da doğasında olduğunun kanıtları
olarak gösterilmiºtir.
İnsanları birbirleriyle iliºki kurmaya iten bir diğer sebep ise toplumsal gerçekleri belirleme eğilimidir. Festinger fiziksel
gerçek ve toplumsal gerçek kavramlarını birbirinden ayırmıştır. Toplumsal Gerçek başkalarının görüº ve davranışlarıyla belirlenir
ve düºünce birliği sonucunda ortaya çıkan bir kavramdır. Özellikle ilk kez karşılaşılan ve belirsiz durumlarda insan ne hissetmesi,
nasıl davranması gerektiğini ancak diğerlerine bakarak öğrenebilir. Örneğin SCHACTER ve SINGER'ın araştırmasında kendilerine
elektrik ºoku verileceğini öğrenen denekler aynı durumda olan diğer deneklerle beklemeyi yalnız beklemeye yeğlemişlerdir.
Bunun yanında toplumsal yaşamın anlamının sadece bireylerce oluşturulamayacağı, toplumsal değerlerin, kuralların etkileºim
sonucu ortaya çıktığını, bu yüzden de insanların bir araya gelme ihtiyacı duyduklarını savunanlar da vardır.
Tek kiºinin ulaşamayacağı amaçlara ulaºmak için bir araya gelme
Bireylerin tek başlarına ulaşamayacakları, ancak grup halinde çalışılırsa ulaşılabilecek bazı sonuçlar vardır. Aynı iºin kısa
süre içerisinde çok kez tekrarlanmasını gerektiren (yangının çok sayıda kovayla söndürülmesi) ya da bir kiºiyi aºan bilgi ve
becerinin kullanılması (otomobil yapımı) gibi durumlarda grup oluºturarak çalışmak kaçınılmazdır. Ayrıca bir karar alınacağı
zaman bunun grup halinde görüºülmesi tek kiºinin alabileceğinden daha doğru/uygun kararlar alınmasını sağlayabilir. Karar
alma için bir araya gelen gruplar kendi kendilerine oluşabileceği gibi toplumsal kurumlar olarak da var olabilirler (yönetim
kurulu vs.).
GRUP ARAªTIRMALARINA KONU OLAN GRUPLAR
Gerçek yaºamda var olan gruplar
Bu gruplar günlük hayatta karşılaştığımız, doğal olarak oluºmuº gruplardır. Ortaya çıkışlarında araştırmacıların
herhangi bir müdahalesi yoktur. Arkadaº grupları, yurt öğrencileri vs. bunlara örnektir. Araştırmacılar bu grupları doğal
ortamlarında inceler. Gruplar sadece gözlemde bulunarak, gruba amaç açıklandıktan sonragrup üyeleriyle iletiºim kurarak ya da
araştırmacıların gruba bir üyesiymiº gibi katılımıyla incelenebilir.
Laboratuvarda belli bir amaçla bir araya gelen kısa süreli gruplar
Bazı araştırmalarda birbirlerini daha önce tanımayan bireyler bir araya getirilerek bu kiºilere bir grup iºi verilir ve bu iº
çerçevesindeki etkileºimleri veya grup çalışmasının sonucu incelenir. Bu türden araştırmalarda gruba belli bir konuda karara
varmak, bir oyun oynamak, bir ürün üretmek gibi iºler verilir. Bu çalışmaların bir bölümünde araştırmacı grub içerisine kendi
iºbirlikçisini katar ve onun önceden saptanmış davranışlarına grup üyelerinin tepkisini inceler (ör:bilerek yanlış cevap verme,
grubu kışkırtma).
Laboratuvardaki sankigruplar (pseudogroup)
Bazı araştırmalarda kiºiler diğer grup üyeleriyle etkileºim içinde değillerdir. Örneğin kiºi deneye tek başına katılmasına
rağmen başkalarının da bulunduğu söylenebilir ve onların sorulara ne ºekilde cevap verdiği veya nasıl davrandıkları (gerçekte
başkaları yoktur ve söylenenler araştırmacının belirlediği davranışlardır) aktarılır.
Minimal grup
Bu tür grupta deneğe kiºilerin belli ölçütlere göre iki türe ayrıldıkları ve kendisinin de bu türlerden birine girdiği
söylenir. Kiºinin kendi grup üyeliği sadece bir adla sınırlı ve önemsiz bir özelliğe dayanıyor olabilir. Örneğin Maviler ve Kırmızılar
gibi. Daha sonra kiºilere sembolik anlamı olan puanlar verilerek araştırma çerçevesinde bu puanları (görmedikleri ve
tanımadıkları) kendi grup üyeleri ve diğer grup üyeleri arasında paylaştırmaları istenir.


Date: 05 September 2007, Wednesday
Comments (0) | Add Comment



Comments (0)

Add a new comment:
Name:
E-Mail:
Your website (if you have):
Your Message:
Security Code:


Archive

2008 (7)
 October (1)
 April (1)
 March (3)
 February (2)
2007 (5)
 September (1)
 July (1)
 May (2)
 March (1)

My Photos

Inube Slide Show


Search


SOSYAL PSİKOLOJİ NEDİR?

En geniş anlamı ile sosyal psikoloji kişiler arasındaki etkileşimlerin bilimidir. Psikoloji ile sosyoloji arasında kalan bir alanda etkilidir. Psikolojik sosyal psikoloji olayları bireyden çevreye doğru incelerken sosyolojik sosyal psikoloji olayları çevreden bireye doğru inceler. Sosyal psikolojide belli başlı dört kuram vardır. a..Psikoanalitik kuram b..Davranışçı kuram ç..Rol kuramı d..Alan kuramı Sosyal psikolojinin kendi başına bir bilim olarak geçirdiği gelişimi yirminci yy'la kadar olan ve yirminci yy sonrası olarak iki kısımda ele alınır. İlk devre MÖ.520'lerde 'Sana yapılmasını istemediğini sende başkasına yapma' diyen Konfuçus'la baslar. Sonraları Eflatun, birey toplum ilişkilerini vurgularken Aristo, bireyin sosyal davranışa olan etkilerini incelemiştir. MS 1378 sıralarında İbni Haldun insanın yaratılış icabı toplumsal bir varlık olduğunu belirtmiştir. 16. ve 17. yy'larda insanın sosyal davranışına ekonomik uyarıcıların etkisi ön plana çıkarken 17. Ve 18.yy'larda İngiliz filozofları sosyal davranışın hangi güdülere dayandığını bulmaya çalışmışlardır. Sonraları sosyolojinin kurucusu sayılan A.Comte'un çalışmaları ve Durkheim'in araştırmaları gelir. 1900'lerden sonra bu bilim dalı hızlı bir gelişme sürecine girmiş ve ikinci dünya savaşıyla beraber etkinliğini iyice arttırmıştır. Bugün sosyal psikoloji artık bağımsız bir bilim dalı olmuştur. SOSYALPSİKOLOJİDE TEMEL KAVRAM VE SÜREÇLER Toplumların sosyal psikolojik temelleri üyelerinin statü ile rol davranışları ve bu davranışları öneren ve onaylayan normlar ile normların dayandığı değerlerden oluşur. Statü, bir toplumsal sistemde yer alan bireyin yeri hakkında toplumun diğer üyelerinin yaptığı olumlu veya olumsuz nitelikteki değerlendirmelerdir. Yine statü, bireyin çocuk, yetişkin, doktor, mühendis, Türk, müslüman…vs.. gibi kim olduğunu belirler. Bireyler içlerinde bulundukları toplumda birden fazla statüye sahiptirler. Bir kişi ailede baba, işyerinde yönetici, arkadaş grubunda yaşlı olabilir. Herhangi iki birey birbirinden oldukça farklı güdü ve karaktere sahip olsa bile onların gözlenebilir davranışları ayni statüde olmaları halinde benzer olacaktır. Mesela doktorların kişilikleri farklı olmasına rağmen gözlemlenen davranışları birbirine çok benzer. Statü, kişiler arası ilişki yapılarını düzenleyen davranış kalıpları, davranış kuralları konusunda bireye bilgi vererek onun sosyalleşmesini sağlar. Statüler ; 1..Toplum içindeki durumuna göre ..(göçmen, Arap, doktor, orta tabakadan, yahudi..vs) 2..Sahip olma biçimine göre ..(cinsiyet, yaş, irk, soy) 3..Bir örgüt içindeki biçimine göre ..(şef, müdür, işçi) 4..Bir çalışma grubundaki konumuna göre ..(lider, birincil grup..vs..) olarak farklı şekilde gruplanabilirler. Rol, bireyin diğer bireylerle ilgili davranışlarında beklenen hareket kalıplarını ifade eder. Statü, bireyin kim olduğunu belirlerken rol, ne yapması gerektiğini belirler. Kişi mesleğiyle ilgili rolde işçi; aile içinde baba; sosyal rolde kurul başkanı ..vs.. olabilir. Belirli bir rolü etkileyen çevre rollerin tümü bir rol takımını oluşturur. Bir role ilişkin beklentiler kesinlikle değişik ya da karşıtsa muhtemelen bir rol çatışması yaşanır. Eve iş götürmesi istenen bir çalışanın karisinin şiddetli tepkisi karşısında ne yapacağını bilemeyişi rol çatışmasına örnek olabilir. GRUPLAR VE DAVRANIŞI Etimolojik olarak hangi kökten geldiği kesin olarak bilinmemekle beraber 'grup' kelimesinin bir görüşe göre İtalyanca 'gruppa' kelimesinden geldiği sanılmaktadır. Belirli bir süre içinde, belirli hedeflere ulaşmak için rolleri devrederek sosyal ilişkileri devam ettiren kişilerin meydana getirdiği topluluğa grup denir. Bir topluluğun grup olarak nitelenebilmesi için şu beş özelliğe sahip olması gerekir: 1..ortak davranış güdüsü 2..kişiler arası ilişkileri düzenleyen ortak normlar 3..grup içindeki üyelerin durumlarını bildiren rol ayrımının varlığı 4..'biz' duygusu 5..bu şartların belirli bir süre için varlığı Kişiler grup içinde başka grup dışında başka davranmaktadırlar. İnsanlar genelde yanlış bile olsa gruba uyma eğilimi gösterirler. İnsanlar daima bir grubun üyesi, parçası olmak isterler. Böylece bir takım ihtiyaçları herhangi bir şekilden grup üyesi olarak daha iyi karşılanır. Kişi grubun üyesi haline geldikçe davranışları değişir, grubun dili ile konuşmaya başlar, bir takım normları kabul eder…vs. Grup kararlarına katılma sosyal bir ihtiyaçtır. Hiyerarşik bir grupta ast kendini kararlara ne kadar çok katilmiş hissederse kendini o kadar gruptan hissedecektir. katılma ile kararların kalitesi de iyileşecektir. Grup kararları bireysel kararlara nispeten daha kaliteli ve isabetlidir. Her hangi bir sorunun çözümünde grubun bu işi bireyden daha iyi yapabileceği iddiası iki bakımdan doğrudur: Sorunu arama çalışmasına daha çok kişi katılır. Üyeler arası sürekli ilişki neticesi yanlışlar sürekli düzeltilir. Bir sorun çözümünde, araştırmalar grubunun riske girme eğiliminin bireye göre daha fazla olduğunu göstermiştir. Acil kararlar genellikle gruplar tarafından değil bireyler tarafından verilir. Fakat bireysel çabuk karar yanlış karardaki rizikoyu da içerir. Bu yüzden geciken fakat doğru olan grup kararı tercih edilmelidir. LİDERLİK VE DAVRANIŞI Sosyal psikolojide, asker grubunun, şirketlerin, resmi dairelerin yönetilmesinden, partilerin ve dini grupların yönetilmesine kadar uzanan "Liderlik" olayı kadar kapsamlı incelenmiş çok az konu vardır. Liderlikten yoksun bir örgüt insan ve makina topluluğundan başka bir şey değildir. Liderlik belirli amaçları şevk ve heyecanla gerçekleştirebilmek için başkalarını ikna edebilme yeteneğidir. Etkin liderliğin örgüt amaçlarının gerçekleştirilmesinde tüm çalışanların gayretlerine yön vermesi gerekir. Lider durumunda bulunan kimse kişileri motive etmedikçe ve onları amaç doğrultusunda yönetmedikçe plânlama, organize etme ve karar verme gibi yönetim fonksiyonları bir yarar sağlamaz. Lider ve yönetici kelimelerinin kesinlikle birbirinin yerine kullanılabileceği söylenemez. Çünkü liderlik, yöneticiliğin bir yan sınıfıdır. Liderliğin etkileme olanağının dayandığı etmenler beş grupta toplanır. 1. Meşru güç, 2. Ödüller üzerinde denetim, 3. Zorlama gücü, 4. Uzmanlık, 5. Bireysel özellikler. Çok sayıda bireysel özellik incelenmiş olmasına rağmen kişilik ile liderlik arasında kesin bir ilişki kurmak mümkün olmamıştır. Zekâ, girişim, yönetim kabiliyeti, kendine güven, meslek düzeyi bir liderde bulunması arzu edilir nitelikler olsa da bulunmaları zorunlu değildir. Bu tür niteliklere sahip olmayan pek çok önder vardır. Genelde farklı olmayan eklemelere rağmen iki tip liderlik vardır: 1. İşe yönelik lider, 2. İş görene yönelik lider. En iyi lider davranış biçimini koşullara, gruba ve kişisel özelliklerine uydurabilen liderdir. HABERLEŞME VE İLETİŞİM Her ne kadar "communication" kelimesinin Türkçe de hem haberleşme hemde iletişim olarak karşılaştırıyorsak da ikisi farklı kavramlardır. Vericiden çıkıp alıcıya ulaşılan durumlarda haberleşme, alıcıdan geri besleme yapılıp tekrar vericiye dönülen durumlarda, yeni etkileşimci haberleşmede ise iletişim kelimesi kullanılmalıdır. İletişimde kaynağın güvenilir olması alıcıyı etkiler. Yüksek prestij sahibi ve güvenilir olarak tanınan haber ileticilerinin ötekilere oranla daha etkili olduklarına ilişkin kanıtlar vardır. İletilen mesajda en uzak fikirli olanlar değiştirilmeye en az yatkın olanlardır. Bir fikrin pekiştirilmesi değiştirilmesinden daha kolaydır. İnsanlar ön yargılarına uygun haberler almaya ve onlara dikkat etmeye eğilimlidirler. İlgilendikleri konulara açık olurlar. Bu, yaş, cinsiyet meslek yada genel kişilik dinamiği ile bağıntılı olabilir. Gazete ve dergiler öteki araçlara göre daha uzun süre kullanılmaktadır. Basılı araçların popülerliği hep açık olmuş ve etkisi genel olarak kabul edilmiştir. Televizyonun hızlı gelişimine karşı radyo ilk zamanlardaki etkinliğini kaybetmemiştir. Yine de reklâmcıların, televizyonun tüketici kararlarındaki etkisinin radyonunkinden üstün olduğuna inandıkları söylenebilir. İnsan kendisinin ve başkalarının davranışlarını kontrol hususunda kelimeleri alet olarak kullanır. Bir kelimenin neyi temsil etmesine mutabık kalındıysa onu temsil eder. Kelime ile obje arasında bir ilişkinin bulunması şart değildir. İletişim yalnız dille olmaz. Sözsüz iletişim de denilen bu tip iletişimde baş hareketleri, vücut hareketleri, yüz ifadesi, ses yönü, bakış istikâmeti… vs. ile olur. TUTUM Tutum bireyin kendine yada çevresindeki herhangi bir toplumsal konu yada olaya karşı deneyim ve bilgilerine dayanarak örgütlediği bilişsel, duygusal, davranışsal bir tepki ön eğilimidir. Tutumun üç öğesi vardır. 1. Bilişsel, 2. Duygusal, 3. Davranışsal. Buna göre beyin, bir konu hakkında bildikleri ondan hoşlanılmasını söylüyorsa (bilişsel öğe) ve bunu sözleri yada davranışlarıyla ortaya koyar (davranışsal öğe). Birey ancak kendi ruh dünyasında var olan konularla ilgili inanç ve tutumlara sahip olabilir, örneğin her Türk vatandaşının ithalat sınırlamaları yada taban fiyatı konusunda bir tutum yoktur. Tutumu konusuna karşı ya olumlu ya da olumsuz bir tepki eğilimi söz konusudur. ÇATIŞMA Çatışma terimi en genel anlamda, savaşlardan endüstriyel mücadelelere, rekabete ve en basitinden başkalarından hoşlanılmamasına kadar çeşitli durum ve olayları bünyesine almaktadır. En genel anlamda çatışmanın insan yapısında var olan ve kalıtsal olduğu öne sürülen saldırgan iç güdülerin bireylerce tek tek yada gruplar halinde ortaya konmanın bir sonucu olduğu söylenebilir. Özellikle tarafların çıkarlarının kendi açısından son derece önem taşıyıp diğer tarafı gözardı ettiği durumda taraflar arası etkileşmenin sonucunda çatışmanın ortaya çıkması için yeterli potansiyelin hazır olduğu söylenebilir. Çatışmaya sebep olan nedenler şöyle sıralanabilir: 1. İletişime ilişkin nedenler, 2. Sosyal ve biçimsel yapıya ilişkin nedenler, 3. Kişisel davranış eğitimlerine ilişkin nedenler. Çatışmaların iki olası sonucu olabilir: Olumlu yada olumsuz. Olumlu sonuçlar şöyle sıralanabilir: 1. Çatışma belirli bir durumda ayrık taraflar arasında yakınlaşmayla bitebilir. 2. Liderin eksikleri ortaya çıktığından yeni bir liderlik ortaya çıkabilir. 3. Eski amaçlar yerini daha iyi ve geniş amaçlara bırakabilir. Çatışmanın hatalı olarak özdeş biçimde kullanıldığı bir olgu saldırganlıktır. Oysa saldırganlık salt zarar verme eylemidir. Çatışma saldırganlık olmadan da sonuçlandırılabilir. SOSYAL DAVRANIŞTA ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ Çeşitli amaçlar için araştırma yapılabilir. Birinci olarak gerçeği inançtan ayırt etmek, inançları veya kendi geliştirdiğimiz kesinlik kazanmamış konuları isbat etmek ve aynı zamanda kanıtsız savunma tuzağına düşmemek için araştırma yapılır. ( Kanıtsız savunma tuzağı, bilimcinin önerilerini kendi kişisel düşüncelerine dayandırması veya bilimsel bir testten geçmemiş kuramları savunmasıdır.) İkinci olarak araştırma sonuçlarından yararlanmak için araştırma yapılır. 1. Araştırmanın aşamaları şöyle sıralanabilir: 2. Araştırma konusunun belirlenmesi. 3. Hipotez geliştirme. 4. Değişkenlerin tanımlanması. 5. Anakütle ve örnek. 6. Deney serimi. 7. Verilerin tanımlanması. 8. Veri analizi. Ölçmede karşılaşılan başlıca sorunlar ölçüm araçlarının güvenirliliği ve geçerliliğidir. Güvenirlilik bir ölçümün tekrar tekrar kullanıldığındaki tutarlılığıdır. Geçerlilik ise bir testin ölçmesi gereken şeyi ölçme yeteneğidir.

Medya Ve Toplum

Gençlere, insanlığa hizmet etmek gibi yüksek hedefler gösterilmesi ailenin ve eğitim kurumlarının temel görevidir. Buna, toplumun menfaatlerini toplum adına koruma görevini üstlenmiş olan basın-yayın kuruluşlarının sorumluluğu da eklenebilir. Günümüzde ise medya ve özellikle de televizyon, ailenin çocuk üzerindeki tesirini kırıyor ve çocuğun gelişim sürecinde ağırlıklı bir yer ediniyor. Aslında, herkesin üzerinde uzlaşacağı ülke yararı gibi ortak paydalar açısından bile müsbet yönlendirmelerde bulunma istikametinde bir endişesi olmayan bu iki tarafı keskin bıçak, genel itibariyle menfiyi söz konusu ediyor ve bunu da daha fazla ilgi çekme, daha yüksek oranda izlenme (rating) uğruna yapıyor. Anne-babanın kültür seviyesinin düşük olması, aile ile okul çevresinin değer yargıları arasındaki farklılıklar, ayrıca bugünkü eğitimin bıktırıcılığı da medyanın daha etkili olmasına yol açıyor. Birçok anne-baba, yaşının gereği enerji dolu olan ve yerinde duramayan çocuğunu nasıl yönlendireceğini bilemiyor. Sonuçta gayesiz, gayesiz olduğu için de ne yapacağını bilemeyen, ailesinin kendisini anlamadığını düşünen (bunda haksız da sayılmaz) genç insan için sokak anarşisinden futbol çılgınlığına, uyuşturucu kullanma merakından araba çalma macerasına, ideolojik angajmanların heyecanını tatma isteğine kadar çok geniş bir tehlike yelpazesi açılıyor. Bütün bu olumsuz yönelişler, şiddet filimlerini, cevap getirilemeyen her türlü tatminsizlik örneğini sıkça işleyen, futbolu insan hayatının en önemli konusuymuş gibi gündemin birinci maddesi haline getirip toplumun gerilimini artıran medya terörünün ürünü olarak ortaya çıkıyor. Ailedeki zaaf okulda idealist öğretmenlerin gayretiyle nötralize edilmediği takdirde, gayesiz hale gelen gencin anormalliklerini dizginleyebilecek gerçekçi hiçbir fren sistemi kalmamış oluyor. MEDYANIN VERDİĞİ İnsanların medya ve devlet tarafından kolaycılığa teşvik edildiği bir dönemde yaşıyoruz. Kolay kazanmaya, kolay yoldan bol para getiren işler edinmeye, totoya, lotoya, ganyana, piyangoya, televizyondaki yarışma programlarına, gazete promosyonlarına çağırıyor bizi, dört bir yanımızdan gelen sesler ve görüntüler. Uzun uzun okumayı ve düşünme gerektiren, araştırmaya dayanan çabalar ise sözü edilmeye değer bulunmuyor medya tarafından. Mesela, hemen her televizyon kanalı sadece kendisini izlememizi salık veriyor. Bir an için, evde bulunan insanların hiçbir şey yapmadan sadece televizyon seyrettiğini varsayalım. Bu insanlar ekranda nelerle karşılaşacak?Ağırlıklı olarak müzik, şiddet filmi, spor ve güldürü programlarıyla. Peki böyle bir ülkede kim düşünce üretecek, kim kendisinde düşünce geliştirme isteği ve gücü bulacak, kim ülkenin önünü açacak, kimler lokomotif olacak? Televizyon kanallarının buna da bir açıklık getirmesi gerekiyor, Fakat büyük kısmı itibariyle onlar bunu yapmıyorlar. Magazin programlarında bir şarkıcının kedisinin nelerden hoşlandığı haber olurken, spor programlarında ise bir gol pozisyonunun ofsayt olup olmadığı dakikalarca tartışılabiliyor. Her akşam düzenli olarak haberlerin sonunda takımların form, futbolcuların sakatlık durumu istatistiki olarak veriliyor. Lig şampiyonunu belirleyecek olan maç, gazeteler ve televizyon kanalları tarafından on beş gün öncesinden ülke gündemine oturtuluyor. Gitgide gerilim artırılıyor ve maç, sanki ülkenin kaderini değiştirecek bir olaymış gibi lanse ediliyor. Başta gençler olmak üzere birçok insan, en önemli konunun bu olduğu düşüncesini taşımaya başlıyor ve ortaya bir futbol çılgınlığı çıkıyor. Ardından televizyon kanalları gençlere tavsiyede bulunuyor: “Sakın taşkınlık yapmayın!”. Bu trajikomik bir durum. Sonuçta medya suni fakat ülkeye zarar getiren gündemler oluşturuyor ve bunun sonuçlarının sorumluluğunu da üstlenmek istemiyor. Zaten kimse de bunu ona sormuyor. Diğer yandan aynı kanallar mesela İstanbul’da Sokullu Kütüphanesi’nin ilanla okuyucu araması, bütün günlük gazetelerin ve 100’e yakın süreli yayının geldiği kütüphaneye kimsenin uğramaması garabetini de sadece ilgi çekici bir haber olduğu için veriyor. Yoksa, ‘bu vehametin sebepleri nedir, toplum nereye gidiyor, değer yargıları nasıl ve neden değişiyor, insan hayatının denge şartları nedir; insanın kendisiyle baş başa kalması, zihni (entelektüel) faaliyeti, orijinal fikirler üretmesi, toplumun sağlıklı bir dinamizme sahip olması açısından ne anlam ifade eder ve bu hangi ortamlarda, nasıl gerçekleşir?” gibi sorular Türkiye’deki basın ve medya kuruluşlarının ilgi alanına girmiyor. Çok büyük kısmı itibariyle medyatik yönlendirmenin mahkumu olan edilgen durumdaki kamuoyu da artık okumayı sevmiyor ve bunu çok sıkıcı bir uğraş olarak değerlendiriyor. Bu beyin terörü karşısında ancak, zihni medya tarafından saf dışı bırakılamayan idealist insanların ayakta kalma şansı var ve bu insanların baskı grupları oluşturabilmesi çok önemli. Topluma hitap eden her kişi ve kurumun toplum karşısındaki görev ve sorumluluğu ve bunların sınırı bu şekilde sadece hukuki değil sosyal ağırlık oluşturma yoluyla da belirlenebilir. Basın-medya kuruluşları insanların ve toplumun zihin faaliyetini durdurma, köreltme hakkına sahip olmadığı gibi, kendi çıkarları için yaptıkları her faaliyetin hesabını vermek, rating uğruna ülke adına yol açtıkları her zararın faturasını da ödemek zorunda olmalıdırlar. İşte bu da, devlet kontrolünden ziyade kamuoyunun bilinçlenmesine bağlıdır. ENFORMASYON DEVRİMİ VE BİR ÖRNEK Sadece yazılı basının bulunduğu, ve onun da az sayıda insana ulaşabildiği geçen yüzyılın sınırlı haberleşme şartlarından milyonlarca basan gazetelerin, yüz milyonlarca insana hitap edebilen televizyon kanallarının insan hayatını doğrudan etkilediği süratli ve global enformasyon çağına girildi. İnsanların dünya görüşünü, hayat anlayışını, tavır ve alışkanlıklarını belirleyen ve toplum yapısına tesir edebilecek köklü değişikliklere yol açan televizyon olgusuna bigane kalmayan ülkeler de var. Fransa’da resmi politikaları toplum adına izleyen ve devlet organları arasında bir çeşit ayrı güç konumunda bulunan Fransa Enstitüsü 1990’lı yılların başında televizyonun sorumlulukları üzerinde düşünmek için bir komisyon oluşturdu. Komisyon çalışmasının sonuçları gayet açıktı. “Diğer hiçbir bilgi kaynağı insan zihni ve özellikle de ile buluğ çağındaki çocuklar üzerinde televizyonun sahip olduğu etkiye sahip değildir. İki önemli olgu dikkat çekmektedir: Görüntülerin büyüleyiciliği ve bunların yol açtığı taklit arzusu… Çocuğun davranışı, gördüğünü aynen yapmaya çalışmak şeklinde olmaktadır. Gençlerin seyrettiği şiddet ve cinayet sahneleri, içlerinden bazısının (yapısı daha uygun olanların) zihninde denenebilecek hareketler olarak algılanmaktadır. Deneysel gözlemler de televizyonun olağanüstü, bağlayıcı, kristalleşmesinde rol oynayacak kalıcı alışkanlıklar edinmesinde ve genel formasyonunda okulunkinden daha güçlü bir etkiye sahiptir. Totaliter ülkelerde hükümetler bunu iyi anlamışlardı ve orada televizyon, ideolojik köleliği sağlayan en önemli araç haline gelmişti. Hür dünyada ise bu amaçla kullanılmasa da, gelecek nesillerin kalitesi ve bağlı olunan değerlerin korunmasındaki etkinlikleri, toplumun ayakta kalma ve varlığını sürdürme gücünü koruma şansı görsel yayın politikasına yakından bağlıdır. Bilim ve toplumun birlikteliği bu politikanın sağlıklı belirlenme sürecinde kendine bir yer edinmelidir.” Problem söz konusu komisyona o kadar hayati göründü ki, Devlet Başkanı’nın katıldığı bir toplantı düzenlendi ve düşünceler kendisine aktarıldı. Enstitüye göre, televizyon bugün bir vahşet aracı olduğu gibi yarın bir çöküş sebebi de olabilecektir. Fransız Büyük İhtilali’nin o dönemde toplum dokusu ve kitle hareketleri üzerindeki tesirinin bugün Fransız medyasının sosyal rolü, hafta uluslararası ilişkilerdeki ağırlığı ile boy ölçüşemeyeceği bir gerçek. Bu, en azından iletişim hızı, enformasyon ağı ve televizyonun ulaştığı ufuklar açısından böyle. Medya kuruluşlarının, ekonomik güç olma hırsı ve devlet politikalarını yönlendirme isteği de göz önüne alındığı takdirde medya gücünün boyutları çok daha iyi anlaşılabilmektedir. Hiçbir ülkenin, etki alanı dışında kalamadığı bu rüzgra medya devrimi de diyebiliriz. Çözümsüzlüğün dayatıldığı, toplumun sadece hayvani hisleriyle yaşayan insanlar yığını haline getirilip ümitsizliğe itildiği, sonuçta hak arayışından kazanç elde etme şekline, haksız bir uygulamanın düzeltilmesi isteğinden, olağan insan ilişkilerine kadar insanların kanun dışı güçlerden medet umar hale getirildiği bizim ülkemizde de meseleyi bu şekilde derinliğiyle ele alma zamanı çoktan geldi. Bunu, toplumun günden güne dışarıya daha kötü yansımalarla vuran cinnet halinden ve dökülen kanlardan anlıyoruz. Burada en büyük görev, yazılı ve görüntülü yayıncılığı toplum huzuru adına yapma gayreti içinde olan gazetelere ve televizyon kanallarına düşüyor. Bu anlayıştaki yayın kuruluşlarının sayısının artması ve mevcut olanların da daha sorumlu (sorunlu değil!) yayın yapması dileğiyle…