Create a free blog, web site, photo album, guestbook, earn money, share things with your friends!
Login | Sign Up 
SOSYOLOG GÖKHAN ÜZÜM'ün sitesine hoş geldiniz!
DİZLERİM ÜZERİNDE YAŞAMAKTANSA AYAKLARIMIN ÜSTÜNDE ÖLÜRÜM.

MODERNİZM


Modernizm; yaşadığımız çağda genel olarak “çağa uygunluk” “geleneksel olanı yeni olana tabi kılma tavrı, yerleşik ve alışılmış olanı yeni ortaya çıkana eğilimi veya düşünce tarzı” gibi anlamlara gelmektedir.
Bir inanç sistemi yada öğreti bütününü değişen koşullara uyarlama eğilimi yada hareketi. Özel olarak da 19. yy. ve kilisenin teolojik öğretisiyle toplum teorisini kentleşme ve endüstrileşmenin, geleneksel otoritenin çöküşü ve liberal/demokratik düşüncelerinin yükselişinin ve nihayet modern bilimin etkisiyle dünya görüşünde vuku bulunan değişmelerin sonucu olan yeni toplumsal ve politik koşullara uyarlamayı a...

Date: 20 December 2008, Saturday
Comments (0) | Add Comment | More

Sosyoloji Hakkında Ufak Bir Bilgi


PUAN TÜRÜ : EA-2 TABAN PUAN (2007 ÖSS) : 314,526 KONTENJAN : 40 ÖĞRENCİ SAYISI : 177 ÖĞRETİM SÜRESİ : 4 YIL ADRES : Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Atatürk Bulvarı, Sıhhıye ANKARA PROGRAMIN AMACI Sosyoloji programı, öncelikle toplum olmak üzere, her türlü insan birlikteliklerinin, toplumsal kurumların, kuruluşların belirleyici özelliklerini, değişimlerini, insanlararası ilişki, etkileşim ve iletişim formlarını inceleyerek bu konuda çalışacak araştırmalar yapacak elemanları yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Öte yandan, sosyolojik bilginin toplumun her alanındaki sorunların çözümü için uyarlanması ve kullanılması bu yönde politikalar geliştirilmesini amaçlamaktadır. PROGRAMI SEÇMEYİ DÜŞÜNEN ADAYLARA ÖNERİLER Sosyoloji alanında çalışmak isteyenlerin toplum, doğa ve insana ilişkin olgu ve olaylar üzerinde yapacakları araştırmaların verilerini yorumlayabilmeleri ve iyi bir gözlemci olabilmeleri için soyut ve analitik düşünme ve aynı zamanda bu düşüncelerini söz ve yazı ile aktarabilme yetisine sahip olmaları gerekmektedir. Bu da Sosyoloji programında öğretim görmek isteyen adayların, sosyolojinin yanısıra, Türkçe, Tarih, Coğrafya-Felsefe ve Psikoloji konularına da ağırlık vermeleri gerekmektedir. Öte yandan, çağımızda birçok sosyal bilimlerde olduğu gibi, sosyolojik yöntemleri uygulamak için de Matematik gerekmektedir. EĞİTİM-ÖĞRETİM İSTEĞE BAĞLI İNGİLİZCE HAZIRLIK SINIFI Programa kaydolan öğrenciler isterlerse bir yıl süreli İngilizce Hazırlık sınıfına devam edebilirler. Hazırlıkta geçen süre normal öğrenim süresi içinde değildir. Hazırlığı başarı ile bitiren öğrencilerin Hazırlık notu lisans mezuniyet not ortalamasına katılır. PROGRAMDA YER ALAN BAŞLICA DERSLER Sosyoloji Bölümünde dört Anabilim dalı bulunmaktadır: "Genel Sosyoloji ve Metodoloji", "Kurumlar Sosyolojisi", "Uygulamalı Sosyoloji" ve "Toplumsal Yapı ve Değişme". Sosyoloji makro ve mikro düzlemde kuram ve politika üretimine yönelen bir bilimdir. Sosyolojinin bu yönelime uygun sosyologlar yetiştirmek üzere hazırlanan lisans ders programının hedefleri şunlardır: 1. Sosyolojik düşüne sahip olma: sosyolojik konu ve sorunlara duyarlı, eleştirel düşünceli, karşıt görüşlere açık, entelektüel hoşgörüye sahip olma, 2. Disiplinlerarası çalışmaya açık olma, farklı bilimlerin konularını ele alış tarzlarından haberdar olma. 3. Soyutlama yapabilme, düşüncelerini sözlü ve yazılı ifade edebilme, sav geliştirme, araştırma yapabilme, kurumsal ve empirirk veri toplama, çözümleme, kanıtlama, değerlendirme bilgi ve becerisini kazanma, 4. Ekip içinde ve bağımsız çaılşma alışkanlığını edinme, üretken, özgüvenli, özerk ve girişimci olma. Bölümün bu hedefleri doğrultusunda belirlenen öğretim-ağırlıklı amaçları şunlardır: 1. Öğrencilerin sosyolojinin temel kavramlarını, yaklaşımlarını, yöntem ve teknikleri ile uzmanlık alanlarını güncel bilgi birikimi ışığında öğrenmeleri, 2. Öğrencilerin farklı alanlardan ders almalarının sağlanması, böylece farklı alanların materyallerini kullanabilme güven ve becerisini edinmelerei, 3. Öğrencilerin yazılı ve sözlü sunum becerilerini geliştirmeleri, 4. Öğrencilerin kendi başlarına bir araştırmayı planlayıp yürütmeleri ve raporlaştırmaları. Bölümün hedefleriyle uyumlu eğitim-ağırlıklı amaçları ise Bölüm staj programı çerçevesinde belirlenmiştir. Staj programının amaçları şöyledir: 1. Öğrencilerin Sosyolojinin akademiyle sınırlı, içine kapalı bir söylem değil, hayatın içinde yaşanarak inşa edilen bir dil olduğunu kavramaları, 2. Öğrencilerin sosyolojik bilgi birikimlerini sosyolog olarak çalışırken kullanma deneyimini kazanmaları, 3. Öğrencilerin sosyologluk mesleğini uygulayabilecekleri iş alanlarını tanımaları, 4. Staj yaptıkları iş yerlerinin sosyologluk meseğinin işlevlerini tanımalarını ve bu tanıma sonunda mezunların sosyolog kimliği ile iş bulablme olanaklarının artması, Bu pogram kapsamında verilen belli başlı dersler şunlardır: Sosyolojiye Giriş, Kurumlar Sosyolojisi, Hukuka Giriş, Sosyoloji Tarihi, Köy Sosyolojisi, Ekonomi, Alan Araştırması, Nitel Çözümlemeler, Aile Sosyolojisi, İstatistik, Sosyolojide Yöntem ve Yaklaşımlar, Organizasyon Sosyolojisi, Sosyal Değişme, Kent Sosyolojisi, Sanayi Sosyolojisi, Suç Sosyolojisi, Gelişme Sosyolojisi, Osmanlı Toplum Yapısı, Türkiye’nin Toplumsal Yapısı, Sosyal Tabakalaşma, Sosyal Hareketler, Kimlik ve Önyargılar, Siyaset Sosyolojisi, Edebiyat Sosyolojisi, Çağdaş Sosyoloji Teorileri Tarihi, İletişim Sosyolojisi, Çevre Sosyolojisi, Güncel Sosyoloji, Türkiye’de Sosyoloji, Meslekler Sosyolojisi, Kadın İncelemeleri. DİPLOMA VE ÇALIŞMA ALANLARI Sosyoloji Bölümünden mezun olanlara “ Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Lisans Diploması” verilmektedir. Sosyologlar toplumda toplumsal yaşamın getirdiği sosyal ilişkileri, toplumsal kurumların kökenlerini ve gelişmelerini belirleyen ilke ve kuralları, tarihsel belgeleri inceleyerek, gözlem, görüşme ve anket gibi tekniklerle alanda araştırmalar yaparak bu konuları sosyolojik bilgi donanımı ile ortaya koymaya çalışırlar. Eğitimciler, yasa koyucular ve planlama uzmanları için toplum yapısı ve sorunlarına ilişkin bilgi toplar ve bunları yorumlayıp politikalar geliştirirler. Ayrıca sosyologlar, aile, suç, nüfusbilim, endüstri ve tarım sorunları, köy-kent yerleşimleri, sosyal ekoloji, siyaset ve hukuk sosyolojisi gibi alanlarda da uzmanlaşabilirler. Ülkemizde Sosyologlar DPT, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Orman,Tarım ve Köyişleri Bakanlıkları, TRT ve Kamu İktisadi Kuruluşlarında uzman, danışman ve araştırmacı olarak çalışmaktadırlar. Türkiye gibi hızlı bir toplumsal değişme ve gelişme sürecinde bulunan ülkede, toplum planlaması ve yapılan hizmetlerin sonuçlarının izlenmesi için Sosyologların çalışmalarına gereksinme vardır ve bu günümüzde giderek daha da anlam kazanmaktadır. Sosyoloji bölümü mezunları Milli Eğitim Bakanlığının öngördüğü koşullarda öğretmenlik yapabilirler.

...

Date: 13 October 2008, Monday
Comments (0) | Add Comment | More

EĞİTİM TOPLUM


Pratik Nedenler: Eylem Kuramı Üzerine

Pierre Bourdieu, kendi kuşağının sosyal bilimcilerinden, kuram ve ampirik araştırmadan birini diğerine tercih etmemekteki kararlılığı ve bizatihi felsefe ve sosyal bilim alanlarının sosyolojisini yapmaktaki ısrarıyla ayrılır. Pratik Nedenler, onun yaklaşık elli yıla yayılan çalışmalarından doyurucu bir kesit sunuyor.
Felsefe ve sosyal bilimler alanının son otuz yılına Fransız kökenli –ve çoğu zaman, kabullenmekte pek de gönüllü olmadıkları ‘yapısalcılık sonrası’ etiketi altında toplanan- düşünürler damgasını vurdu. Zaman zaman aynı etiketle anılan ve aslında yapısalcılık sonrası düşünürlerin...

Date: 06 April 2008, Sunday
Comments (0) | Add Comment | More

ARAŞTIRMA METNİ ÇÖZÜMLEME ÖDEVİ II


METOD II

ARAŞTIRMA METİNLERİNİ ÇÖZÜMLEME ÖDEVİ II

Mart 2008 Grup 11

Grup üyeleri: Gökhan Üzüm 36, Zehra Tayanır 35, Gülşen Karadöl 30, Pınar Yılmaz 49, Çetin Zengin 23
Raportör: Gülşen Karadöl
Grup sözcüsü: Pınar Yılmaz
Fotokopi sorumlusu: Çetin Zengin

Ayşe Esmeray Yoğun Erçen.2007. “Öğretmenlerin Mesleki Tükenmişlik Düzeyleri Mersin İlinde Karşılaştırmalı Bir İnceleme,” Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi 3(34):1–8.

1.Araştırma Konusu: Öğretmenlerin mesleki tükenmişlik düzeyleri mersin ilinde karşılaştırmalı bir inceleme

...

Date: 28 March 2008, Friday
Comments (0) | Add Comment | More

ARAŞTIRMA ÇÖZÜMLEME TEZİ


ARAŞTIRMA ÇÖZÜMLEME ÖDEVİ

Grup üyeleri: Gökhan Üzüm 36, Zehra Tayanır 35, Gülşen Karadöl 30, Pınar Yılmaz 49, Çetin Zengin 23
Raportör: Gökhan Üzüm
Grup sözcüsü: Pınar Yılmaz
Fotokopi sorumlusu: Zehra Tayanır

Ayşen BALKAYA ve Esra CEYHAN.2007. “Lise Öğrencilerinin Kimlik Duygusu Kazanım Düzeylerinin Bazı Değişkenler Açısından İncelenmesi,” Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimleri Dergisi 7(1): 433-446.

1. Araştırma konusu: Lise öğrencilerinin kimlik duygusu kazanım düzeylerinin bazı değişkenler açısında incelenmesi
Konu genel değil, gereksiz sözcük kullanılm...

Date: 05 March 2008, Wednesday
Comments (0) | Add Comment | More

FELSEFİ TERİMLER


FELSEFİ TERİMLER
Ahlak yasası: Ahlak eylemlerini belirleyen, kendisine uyulması ahlak açısından gerekli olan genel-geçer kurallar bütünüdür.

Akılcılık(rasyonalizm): Doğru bilginin kaynağını duyu ve deneyler değil de akıl olduğunu savunan ve bütün bilgilerimizin doğuştan geldiğini söyleyen yaklaşım.(Sokrates, Platon, Aristoteles, Farabi, Hegel, Descartes)

Akıl yürütme: Bilinen ya da doğru olarak kabul edilen belli önermelerden başka önermeler çıkarma.

Aksiyom: Başka bir önermeye geri götürülemeyen ve kanıtlanamayan, kendiliğinden ve apaçık olduğu için öteki önermelerin temeli ve ön dayanağı olan temel önerme.
...

Date: 02 March 2008, Sunday
Comments (0) | Add Comment | More

MEDYA VE TOPLUM


Gençlere, insanlığa hizmet etmek gibi yüksek hedefler gösterilmesi ailenin ve eğitim kurumlarının temel görevidir.

Buna, toplumun menfaatlerini toplum adına koruma görevini üstlenmiş olan basın-yayın kuruluşlarının sorumluluğu da eklenebilir. Günümüzde ise medya ve özellikle de televizyon, ailenin çocuk üzerindeki tesirini kırıyor ve çocuğun gelişim sürecinde ağırlıklı bir yer ediniyor. Aslında, herkesin üzerinde uzlaşacağı ülke yararı gibi ortak paydalar açısından bile müsbet yönlendirmelerde bulunma istikametinde bir endişesi olmayan bu iki tarafı keskin bıçak, genel itibariyle menfiyi söz konusu ediyor ve bunu da daha fazla ilgi çekme, daha yüksek...

Date: 21 February 2008, Thursday
Comments (0) | Add Comment | More

SOSYAL HİZMETLERDE SOSYOLOG KADROSUNUN GEREĞİ


SOSYAL HİZMETLERDE SOSYOLOG KADROSUNUN GEREĞİ

Toplumu, toplumsal ilişkileri, olayları, kurumları ve toplumsal değişmeleri, insan ilişkileri, davranışları ve etkileşimlerini neden-sonuç ilişkileri çerçevesinde inceleyen sosyoloji; sosyal hizmetlerin temelinde olan bilim dallarından birisidir.

Sosyologlar, insan ilişkilerini ve davranışlarını toplumsal yapı ve değişme çerçevesinde araştırırlar. Toplum içinde birey gerçekliğinden hareketle, insan davranışları toplumsal ilişkiler ve etkileşim bağlamında anlamlıdır. Sosyologlar, aileden başlayarak eğitim, hukuk, ekonomi, siyaset, din vb. kurumlardaki sosyal davranış örüntülerini inceler. Sosya...

Date: 21 February 2008, Thursday
Comments (0) | Add Comment | More

SOSYAL PSİKOLOJİ VE GRUP ÇALIªMALARININ ORTAYA ÇIKIªI


Sosyal Psikolojinin ortaya çıkışı Psikolojinin kuruluºuyla aynı yıllara rastlar. Psikolojinin kurucuları olan ve deneysel
yöntemi benimsemiº olan William JAMES ve Wilhelm WUNDT psikolojinin araştırma birimi olarak bireyi kabul etmiºlerdir.
Onlardan sonra gelen ALLPORT ve THORNDIKE deneysel görüºü daha da ileri götürerek psikolojinin fen bilimlerine benzemesi
gerektiğini savunmuşlardır. Dil, toplum gibi kavramların deneysel yöntemlerle açıklanmasının mümkün olmaması, ilk sosyal
psikologların düştüğü en büyük yanlıştır. ALLPORT ve McDOUGAL gibi ilk psikoloji kökenli sosyal psikologlar grupları bireyden
hareketle açıklamaya çalışırken, ...

Date: 05 September 2007, Wednesday
Comments (0) | Add Comment | More

Sosyoloji İle İlgili Temel Kavramlar


TOPLUM: Belli bir coğrafya parçası üzerinde yer alan,üyeleri arasında sıkı bir etkileşim ve işbölümü olan bir insan topluluğudur.
SOSYAL OLAY: Toplum içinde meydana gelen, başlama ve bitiş noktaları belirli olan birden fazla kişiyi ilgilendiren bir oluşumu ve değişimi ifade eder.
SOSYAL OLGU: Genellikle başlangıç ve bitiş zamanı bilinmeyen, nerede başlayıp nerede bitebileceği kesin olarak tesbit edilemeyen bir sosyal oluşum ve değişimi ifade eder.Tek tek meydana gelen sosyal olayların genel bir ifade tarzıdır.Selma ile Mehmed'in evlenmesi bir sosyal olaydır. Ama tüm evlilik olaylarının hepsine birden evlenme denir. Bu ise sosyal olgudur.
SOSYAL KURUM: Birbir...

Date: 10 July 2007, Tuesday
Comments (0) | Add Comment | More


1 2 

Archive

2008 (8)
 December (1)
 October (1)
 April (1)
 March (3)
 February (2)
2007 (5)
 September (1)
 July (1)
 May (2)
 March (1)

My Photos

Inube Slide Show


Search


SOSYAL PSİKOLOJİ NEDİR?

En geniş anlamı ile sosyal psikoloji kişiler arasındaki etkileşimlerin bilimidir. Psikoloji ile sosyoloji arasında kalan bir alanda etkilidir. Psikolojik sosyal psikoloji olayları bireyden çevreye doğru incelerken sosyolojik sosyal psikoloji olayları çevreden bireye doğru inceler. Sosyal psikolojide belli başlı dört kuram vardır. a..Psikoanalitik kuram b..Davranışçı kuram ç..Rol kuramı d..Alan kuramı Sosyal psikolojinin kendi başına bir bilim olarak geçirdiği gelişimi yirminci yy'la kadar olan ve yirminci yy sonrası olarak iki kısımda ele alınır. İlk devre MÖ.520'lerde 'Sana yapılmasını istemediğini sende başkasına yapma' diyen Konfuçus'la baslar. Sonraları Eflatun, birey toplum ilişkilerini vurgularken Aristo, bireyin sosyal davranışa olan etkilerini incelemiştir. MS 1378 sıralarında İbni Haldun insanın yaratılış icabı toplumsal bir varlık olduğunu belirtmiştir. 16. ve 17. yy'larda insanın sosyal davranışına ekonomik uyarıcıların etkisi ön plana çıkarken 17. Ve 18.yy'larda İngiliz filozofları sosyal davranışın hangi güdülere dayandığını bulmaya çalışmışlardır. Sonraları sosyolojinin kurucusu sayılan A.Comte'un çalışmaları ve Durkheim'in araştırmaları gelir. 1900'lerden sonra bu bilim dalı hızlı bir gelişme sürecine girmiş ve ikinci dünya savaşıyla beraber etkinliğini iyice arttırmıştır. Bugün sosyal psikoloji artık bağımsız bir bilim dalı olmuştur. SOSYALPSİKOLOJİDE TEMEL KAVRAM VE SÜREÇLER Toplumların sosyal psikolojik temelleri üyelerinin statü ile rol davranışları ve bu davranışları öneren ve onaylayan normlar ile normların dayandığı değerlerden oluşur. Statü, bir toplumsal sistemde yer alan bireyin yeri hakkında toplumun diğer üyelerinin yaptığı olumlu veya olumsuz nitelikteki değerlendirmelerdir. Yine statü, bireyin çocuk, yetişkin, doktor, mühendis, Türk, müslüman…vs.. gibi kim olduğunu belirler. Bireyler içlerinde bulundukları toplumda birden fazla statüye sahiptirler. Bir kişi ailede baba, işyerinde yönetici, arkadaş grubunda yaşlı olabilir. Herhangi iki birey birbirinden oldukça farklı güdü ve karaktere sahip olsa bile onların gözlenebilir davranışları ayni statüde olmaları halinde benzer olacaktır. Mesela doktorların kişilikleri farklı olmasına rağmen gözlemlenen davranışları birbirine çok benzer. Statü, kişiler arası ilişki yapılarını düzenleyen davranış kalıpları, davranış kuralları konusunda bireye bilgi vererek onun sosyalleşmesini sağlar. Statüler ; 1..Toplum içindeki durumuna göre ..(göçmen, Arap, doktor, orta tabakadan, yahudi..vs) 2..Sahip olma biçimine göre ..(cinsiyet, yaş, irk, soy) 3..Bir örgüt içindeki biçimine göre ..(şef, müdür, işçi) 4..Bir çalışma grubundaki konumuna göre ..(lider, birincil grup..vs..) olarak farklı şekilde gruplanabilirler. Rol, bireyin diğer bireylerle ilgili davranışlarında beklenen hareket kalıplarını ifade eder. Statü, bireyin kim olduğunu belirlerken rol, ne yapması gerektiğini belirler. Kişi mesleğiyle ilgili rolde işçi; aile içinde baba; sosyal rolde kurul başkanı ..vs.. olabilir. Belirli bir rolü etkileyen çevre rollerin tümü bir rol takımını oluşturur. Bir role ilişkin beklentiler kesinlikle değişik ya da karşıtsa muhtemelen bir rol çatışması yaşanır. Eve iş götürmesi istenen bir çalışanın karisinin şiddetli tepkisi karşısında ne yapacağını bilemeyişi rol çatışmasına örnek olabilir. GRUPLAR VE DAVRANIŞI Etimolojik olarak hangi kökten geldiği kesin olarak bilinmemekle beraber 'grup' kelimesinin bir görüşe göre İtalyanca 'gruppa' kelimesinden geldiği sanılmaktadır. Belirli bir süre içinde, belirli hedeflere ulaşmak için rolleri devrederek sosyal ilişkileri devam ettiren kişilerin meydana getirdiği topluluğa grup denir. Bir topluluğun grup olarak nitelenebilmesi için şu beş özelliğe sahip olması gerekir: 1..ortak davranış güdüsü 2..kişiler arası ilişkileri düzenleyen ortak normlar 3..grup içindeki üyelerin durumlarını bildiren rol ayrımının varlığı 4..'biz' duygusu 5..bu şartların belirli bir süre için varlığı Kişiler grup içinde başka grup dışında başka davranmaktadırlar. İnsanlar genelde yanlış bile olsa gruba uyma eğilimi gösterirler. İnsanlar daima bir grubun üyesi, parçası olmak isterler. Böylece bir takım ihtiyaçları herhangi bir şekilden grup üyesi olarak daha iyi karşılanır. Kişi grubun üyesi haline geldikçe davranışları değişir, grubun dili ile konuşmaya başlar, bir takım normları kabul eder…vs. Grup kararlarına katılma sosyal bir ihtiyaçtır. Hiyerarşik bir grupta ast kendini kararlara ne kadar çok katilmiş hissederse kendini o kadar gruptan hissedecektir. katılma ile kararların kalitesi de iyileşecektir. Grup kararları bireysel kararlara nispeten daha kaliteli ve isabetlidir. Her hangi bir sorunun çözümünde grubun bu işi bireyden daha iyi yapabileceği iddiası iki bakımdan doğrudur: Sorunu arama çalışmasına daha çok kişi katılır. Üyeler arası sürekli ilişki neticesi yanlışlar sürekli düzeltilir. Bir sorun çözümünde, araştırmalar grubunun riske girme eğiliminin bireye göre daha fazla olduğunu göstermiştir. Acil kararlar genellikle gruplar tarafından değil bireyler tarafından verilir. Fakat bireysel çabuk karar yanlış karardaki rizikoyu da içerir. Bu yüzden geciken fakat doğru olan grup kararı tercih edilmelidir. LİDERLİK VE DAVRANIŞI Sosyal psikolojide, asker grubunun, şirketlerin, resmi dairelerin yönetilmesinden, partilerin ve dini grupların yönetilmesine kadar uzanan "Liderlik" olayı kadar kapsamlı incelenmiş çok az konu vardır. Liderlikten yoksun bir örgüt insan ve makina topluluğundan başka bir şey değildir. Liderlik belirli amaçları şevk ve heyecanla gerçekleştirebilmek için başkalarını ikna edebilme yeteneğidir. Etkin liderliğin örgüt amaçlarının gerçekleştirilmesinde tüm çalışanların gayretlerine yön vermesi gerekir. Lider durumunda bulunan kimse kişileri motive etmedikçe ve onları amaç doğrultusunda yönetmedikçe plânlama, organize etme ve karar verme gibi yönetim fonksiyonları bir yarar sağlamaz. Lider ve yönetici kelimelerinin kesinlikle birbirinin yerine kullanılabileceği söylenemez. Çünkü liderlik, yöneticiliğin bir yan sınıfıdır. Liderliğin etkileme olanağının dayandığı etmenler beş grupta toplanır. 1. Meşru güç, 2. Ödüller üzerinde denetim, 3. Zorlama gücü, 4. Uzmanlık, 5. Bireysel özellikler. Çok sayıda bireysel özellik incelenmiş olmasına rağmen kişilik ile liderlik arasında kesin bir ilişki kurmak mümkün olmamıştır. Zekâ, girişim, yönetim kabiliyeti, kendine güven, meslek düzeyi bir liderde bulunması arzu edilir nitelikler olsa da bulunmaları zorunlu değildir. Bu tür niteliklere sahip olmayan pek çok önder vardır. Genelde farklı olmayan eklemelere rağmen iki tip liderlik vardır: 1. İşe yönelik lider, 2. İş görene yönelik lider. En iyi lider davranış biçimini koşullara, gruba ve kişisel özelliklerine uydurabilen liderdir. HABERLEŞME VE İLETİŞİM Her ne kadar "communication" kelimesinin Türkçe de hem haberleşme hemde iletişim olarak karşılaştırıyorsak da ikisi farklı kavramlardır. Vericiden çıkıp alıcıya ulaşılan durumlarda haberleşme, alıcıdan geri besleme yapılıp tekrar vericiye dönülen durumlarda, yeni etkileşimci haberleşmede ise iletişim kelimesi kullanılmalıdır. İletişimde kaynağın güvenilir olması alıcıyı etkiler. Yüksek prestij sahibi ve güvenilir olarak tanınan haber ileticilerinin ötekilere oranla daha etkili olduklarına ilişkin kanıtlar vardır. İletilen mesajda en uzak fikirli olanlar değiştirilmeye en az yatkın olanlardır. Bir fikrin pekiştirilmesi değiştirilmesinden daha kolaydır. İnsanlar ön yargılarına uygun haberler almaya ve onlara dikkat etmeye eğilimlidirler. İlgilendikleri konulara açık olurlar. Bu, yaş, cinsiyet meslek yada genel kişilik dinamiği ile bağıntılı olabilir. Gazete ve dergiler öteki araçlara göre daha uzun süre kullanılmaktadır. Basılı araçların popülerliği hep açık olmuş ve etkisi genel olarak kabul edilmiştir. Televizyonun hızlı gelişimine karşı radyo ilk zamanlardaki etkinliğini kaybetmemiştir. Yine de reklâmcıların, televizyonun tüketici kararlarındaki etkisinin radyonunkinden üstün olduğuna inandıkları söylenebilir. İnsan kendisinin ve başkalarının davranışlarını kontrol hususunda kelimeleri alet olarak kullanır. Bir kelimenin neyi temsil etmesine mutabık kalındıysa onu temsil eder. Kelime ile obje arasında bir ilişkinin bulunması şart değildir. İletişim yalnız dille olmaz. Sözsüz iletişim de denilen bu tip iletişimde baş hareketleri, vücut hareketleri, yüz ifadesi, ses yönü, bakış istikâmeti… vs. ile olur. TUTUM Tutum bireyin kendine yada çevresindeki herhangi bir toplumsal konu yada olaya karşı deneyim ve bilgilerine dayanarak örgütlediği bilişsel, duygusal, davranışsal bir tepki ön eğilimidir. Tutumun üç öğesi vardır. 1. Bilişsel, 2. Duygusal, 3. Davranışsal. Buna göre beyin, bir konu hakkında bildikleri ondan hoşlanılmasını söylüyorsa (bilişsel öğe) ve bunu sözleri yada davranışlarıyla ortaya koyar (davranışsal öğe). Birey ancak kendi ruh dünyasında var olan konularla ilgili inanç ve tutumlara sahip olabilir, örneğin her Türk vatandaşının ithalat sınırlamaları yada taban fiyatı konusunda bir tutum yoktur. Tutumu konusuna karşı ya olumlu ya da olumsuz bir tepki eğilimi söz konusudur. ÇATIŞMA Çatışma terimi en genel anlamda, savaşlardan endüstriyel mücadelelere, rekabete ve en basitinden başkalarından hoşlanılmamasına kadar çeşitli durum ve olayları bünyesine almaktadır. En genel anlamda çatışmanın insan yapısında var olan ve kalıtsal olduğu öne sürülen saldırgan iç güdülerin bireylerce tek tek yada gruplar halinde ortaya konmanın bir sonucu olduğu söylenebilir. Özellikle tarafların çıkarlarının kendi açısından son derece önem taşıyıp diğer tarafı gözardı ettiği durumda taraflar arası etkileşmenin sonucunda çatışmanın ortaya çıkması için yeterli potansiyelin hazır olduğu söylenebilir. Çatışmaya sebep olan nedenler şöyle sıralanabilir: 1. İletişime ilişkin nedenler, 2. Sosyal ve biçimsel yapıya ilişkin nedenler, 3. Kişisel davranış eğitimlerine ilişkin nedenler. Çatışmaların iki olası sonucu olabilir: Olumlu yada olumsuz. Olumlu sonuçlar şöyle sıralanabilir: 1. Çatışma belirli bir durumda ayrık taraflar arasında yakınlaşmayla bitebilir. 2. Liderin eksikleri ortaya çıktığından yeni bir liderlik ortaya çıkabilir. 3. Eski amaçlar yerini daha iyi ve geniş amaçlara bırakabilir. Çatışmanın hatalı olarak özdeş biçimde kullanıldığı bir olgu saldırganlıktır. Oysa saldırganlık salt zarar verme eylemidir. Çatışma saldırganlık olmadan da sonuçlandırılabilir. SOSYAL DAVRANIŞTA ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ Çeşitli amaçlar için araştırma yapılabilir. Birinci olarak gerçeği inançtan ayırt etmek, inançları veya kendi geliştirdiğimiz kesinlik kazanmamış konuları isbat etmek ve aynı zamanda kanıtsız savunma tuzağına düşmemek için araştırma yapılır. ( Kanıtsız savunma tuzağı, bilimcinin önerilerini kendi kişisel düşüncelerine dayandırması veya bilimsel bir testten geçmemiş kuramları savunmasıdır.) İkinci olarak araştırma sonuçlarından yararlanmak için araştırma yapılır. 1. Araştırmanın aşamaları şöyle sıralanabilir: 2. Araştırma konusunun belirlenmesi. 3. Hipotez geliştirme. 4. Değişkenlerin tanımlanması. 5. Anakütle ve örnek. 6. Deney serimi. 7. Verilerin tanımlanması. 8. Veri analizi. Ölçmede karşılaşılan başlıca sorunlar ölçüm araçlarının güvenirliliği ve geçerliliğidir. Güvenirlilik bir ölçümün tekrar tekrar kullanıldığındaki tutarlılığıdır. Geçerlilik ise bir testin ölçmesi gereken şeyi ölçme yeteneğidir.

Medya Ve Toplum

Gençlere, insanlığa hizmet etmek gibi yüksek hedefler gösterilmesi ailenin ve eğitim kurumlarının temel görevidir. Buna, toplumun menfaatlerini toplum adına koruma görevini üstlenmiş olan basın-yayın kuruluşlarının sorumluluğu da eklenebilir. Günümüzde ise medya ve özellikle de televizyon, ailenin çocuk üzerindeki tesirini kırıyor ve çocuğun gelişim sürecinde ağırlıklı bir yer ediniyor. Aslında, herkesin üzerinde uzlaşacağı ülke yararı gibi ortak paydalar açısından bile müsbet yönlendirmelerde bulunma istikametinde bir endişesi olmayan bu iki tarafı keskin bıçak, genel itibariyle menfiyi söz konusu ediyor ve bunu da daha fazla ilgi çekme, daha yüksek oranda izlenme (rating) uğruna yapıyor. Anne-babanın kültür seviyesinin düşük olması, aile ile okul çevresinin değer yargıları arasındaki farklılıklar, ayrıca bugünkü eğitimin bıktırıcılığı da medyanın daha etkili olmasına yol açıyor. Birçok anne-baba, yaşının gereği enerji dolu olan ve yerinde duramayan çocuğunu nasıl yönlendireceğini bilemiyor. Sonuçta gayesiz, gayesiz olduğu için de ne yapacağını bilemeyen, ailesinin kendisini anlamadığını düşünen (bunda haksız da sayılmaz) genç insan için sokak anarşisinden futbol çılgınlığına, uyuşturucu kullanma merakından araba çalma macerasına, ideolojik angajmanların heyecanını tatma isteğine kadar çok geniş bir tehlike yelpazesi açılıyor. Bütün bu olumsuz yönelişler, şiddet filimlerini, cevap getirilemeyen her türlü tatminsizlik örneğini sıkça işleyen, futbolu insan hayatının en önemli konusuymuş gibi gündemin birinci maddesi haline getirip toplumun gerilimini artıran medya terörünün ürünü olarak ortaya çıkıyor. Ailedeki zaaf okulda idealist öğretmenlerin gayretiyle nötralize edilmediği takdirde, gayesiz hale gelen gencin anormalliklerini dizginleyebilecek gerçekçi hiçbir fren sistemi kalmamış oluyor. MEDYANIN VERDİĞİ İnsanların medya ve devlet tarafından kolaycılığa teşvik edildiği bir dönemde yaşıyoruz. Kolay kazanmaya, kolay yoldan bol para getiren işler edinmeye, totoya, lotoya, ganyana, piyangoya, televizyondaki yarışma programlarına, gazete promosyonlarına çağırıyor bizi, dört bir yanımızdan gelen sesler ve görüntüler. Uzun uzun okumayı ve düşünme gerektiren, araştırmaya dayanan çabalar ise sözü edilmeye değer bulunmuyor medya tarafından. Mesela, hemen her televizyon kanalı sadece kendisini izlememizi salık veriyor. Bir an için, evde bulunan insanların hiçbir şey yapmadan sadece televizyon seyrettiğini varsayalım. Bu insanlar ekranda nelerle karşılaşacak?Ağırlıklı olarak müzik, şiddet filmi, spor ve güldürü programlarıyla. Peki böyle bir ülkede kim düşünce üretecek, kim kendisinde düşünce geliştirme isteği ve gücü bulacak, kim ülkenin önünü açacak, kimler lokomotif olacak? Televizyon kanallarının buna da bir açıklık getirmesi gerekiyor, Fakat büyük kısmı itibariyle onlar bunu yapmıyorlar. Magazin programlarında bir şarkıcının kedisinin nelerden hoşlandığı haber olurken, spor programlarında ise bir gol pozisyonunun ofsayt olup olmadığı dakikalarca tartışılabiliyor. Her akşam düzenli olarak haberlerin sonunda takımların form, futbolcuların sakatlık durumu istatistiki olarak veriliyor. Lig şampiyonunu belirleyecek olan maç, gazeteler ve televizyon kanalları tarafından on beş gün öncesinden ülke gündemine oturtuluyor. Gitgide gerilim artırılıyor ve maç, sanki ülkenin kaderini değiştirecek bir olaymış gibi lanse ediliyor. Başta gençler olmak üzere birçok insan, en önemli konunun bu olduğu düşüncesini taşımaya başlıyor ve ortaya bir futbol çılgınlığı çıkıyor. Ardından televizyon kanalları gençlere tavsiyede bulunuyor: “Sakın taşkınlık yapmayın!”. Bu trajikomik bir durum. Sonuçta medya suni fakat ülkeye zarar getiren gündemler oluşturuyor ve bunun sonuçlarının sorumluluğunu da üstlenmek istemiyor. Zaten kimse de bunu ona sormuyor. Diğer yandan aynı kanallar mesela İstanbul’da Sokullu Kütüphanesi’nin ilanla okuyucu araması, bütün günlük gazetelerin ve 100’e yakın süreli yayının geldiği kütüphaneye kimsenin uğramaması garabetini de sadece ilgi çekici bir haber olduğu için veriyor. Yoksa, ‘bu vehametin sebepleri nedir, toplum nereye gidiyor, değer yargıları nasıl ve neden değişiyor, insan hayatının denge şartları nedir; insanın kendisiyle baş başa kalması, zihni (entelektüel) faaliyeti, orijinal fikirler üretmesi, toplumun sağlıklı bir dinamizme sahip olması açısından ne anlam ifade eder ve bu hangi ortamlarda, nasıl gerçekleşir?” gibi sorular Türkiye’deki basın ve medya kuruluşlarının ilgi alanına girmiyor. Çok büyük kısmı itibariyle medyatik yönlendirmenin mahkumu olan edilgen durumdaki kamuoyu da artık okumayı sevmiyor ve bunu çok sıkıcı bir uğraş olarak değerlendiriyor. Bu beyin terörü karşısında ancak, zihni medya tarafından saf dışı bırakılamayan idealist insanların ayakta kalma şansı var ve bu insanların baskı grupları oluşturabilmesi çok önemli. Topluma hitap eden her kişi ve kurumun toplum karşısındaki görev ve sorumluluğu ve bunların sınırı bu şekilde sadece hukuki değil sosyal ağırlık oluşturma yoluyla da belirlenebilir. Basın-medya kuruluşları insanların ve toplumun zihin faaliyetini durdurma, köreltme hakkına sahip olmadığı gibi, kendi çıkarları için yaptıkları her faaliyetin hesabını vermek, rating uğruna ülke adına yol açtıkları her zararın faturasını da ödemek zorunda olmalıdırlar. İşte bu da, devlet kontrolünden ziyade kamuoyunun bilinçlenmesine bağlıdır. ENFORMASYON DEVRİMİ VE BİR ÖRNEK Sadece yazılı basının bulunduğu, ve onun da az sayıda insana ulaşabildiği geçen yüzyılın sınırlı haberleşme şartlarından milyonlarca basan gazetelerin, yüz milyonlarca insana hitap edebilen televizyon kanallarının insan hayatını doğrudan etkilediği süratli ve global enformasyon çağına girildi. İnsanların dünya görüşünü, hayat anlayışını, tavır ve alışkanlıklarını belirleyen ve toplum yapısına tesir edebilecek köklü değişikliklere yol açan televizyon olgusuna bigane kalmayan ülkeler de var. Fransa’da resmi politikaları toplum adına izleyen ve devlet organları arasında bir çeşit ayrı güç konumunda bulunan Fransa Enstitüsü 1990’lı yılların başında televizyonun sorumlulukları üzerinde düşünmek için bir komisyon oluşturdu. Komisyon çalışmasının sonuçları gayet açıktı. “Diğer hiçbir bilgi kaynağı insan zihni ve özellikle de ile buluğ çağındaki çocuklar üzerinde televizyonun sahip olduğu etkiye sahip değildir. İki önemli olgu dikkat çekmektedir: Görüntülerin büyüleyiciliği ve bunların yol açtığı taklit arzusu… Çocuğun davranışı, gördüğünü aynen yapmaya çalışmak şeklinde olmaktadır. Gençlerin seyrettiği şiddet ve cinayet sahneleri, içlerinden bazısının (yapısı daha uygun olanların) zihninde denenebilecek hareketler olarak algılanmaktadır. Deneysel gözlemler de televizyonun olağanüstü, bağlayıcı, kristalleşmesinde rol oynayacak kalıcı alışkanlıklar edinmesinde ve genel formasyonunda okulunkinden daha güçlü bir etkiye sahiptir. Totaliter ülkelerde hükümetler bunu iyi anlamışlardı ve orada televizyon, ideolojik köleliği sağlayan en önemli araç haline gelmişti. Hür dünyada ise bu amaçla kullanılmasa da, gelecek nesillerin kalitesi ve bağlı olunan değerlerin korunmasındaki etkinlikleri, toplumun ayakta kalma ve varlığını sürdürme gücünü koruma şansı görsel yayın politikasına yakından bağlıdır. Bilim ve toplumun birlikteliği bu politikanın sağlıklı belirlenme sürecinde kendine bir yer edinmelidir.” Problem söz konusu komisyona o kadar hayati göründü ki, Devlet Başkanı’nın katıldığı bir toplantı düzenlendi ve düşünceler kendisine aktarıldı. Enstitüye göre, televizyon bugün bir vahşet aracı olduğu gibi yarın bir çöküş sebebi de olabilecektir. Fransız Büyük İhtilali’nin o dönemde toplum dokusu ve kitle hareketleri üzerindeki tesirinin bugün Fransız medyasının sosyal rolü, hafta uluslararası ilişkilerdeki ağırlığı ile boy ölçüşemeyeceği bir gerçek. Bu, en azından iletişim hızı, enformasyon ağı ve televizyonun ulaştığı ufuklar açısından böyle. Medya kuruluşlarının, ekonomik güç olma hırsı ve devlet politikalarını yönlendirme isteği de göz önüne alındığı takdirde medya gücünün boyutları çok daha iyi anlaşılabilmektedir. Hiçbir ülkenin, etki alanı dışında kalamadığı bu rüzgra medya devrimi de diyebiliriz. Çözümsüzlüğün dayatıldığı, toplumun sadece hayvani hisleriyle yaşayan insanlar yığını haline getirilip ümitsizliğe itildiği, sonuçta hak arayışından kazanç elde etme şekline, haksız bir uygulamanın düzeltilmesi isteğinden, olağan insan ilişkilerine kadar insanların kanun dışı güçlerden medet umar hale getirildiği bizim ülkemizde de meseleyi bu şekilde derinliğiyle ele alma zamanı çoktan geldi. Bunu, toplumun günden güne dışarıya daha kötü yansımalarla vuran cinnet halinden ve dökülen kanlardan anlıyoruz. Burada en büyük görev, yazılı ve görüntülü yayıncılığı toplum huzuru adına yapma gayreti içinde olan gazetelere ve televizyon kanallarına düşüyor. Bu anlayıştaki yayın kuruluşlarının sayısının artması ve mevcut olanların da daha sorumlu (sorunlu değil!) yayın yapması dileğiyle…